4 Şubat 2011 Cuma

Allah neşeni bozmasın


Fotoğraf bugünkü maçtan. Başkanı olduğun takım ömrü hayatında görülmemiş kadar kötü bir durumda, Avrupa için tek umudu olan Türkiye kupasından elenmek üzere, büyük başkanın yüzünde güller açıyor. Ne diyelim, Allah neşeni bozmasın. Resmi sitemizde gördüm bu arada resmi, utanmadan oraya koymuşlar bir de. Güler misin, ağlar mısın? Adam gülüyor...

2 Şubat 2011 Çarşamba

Arap dünyasından tribünler - Wydad Casablanca

Şu sıralarda halk isyanlarıyla gündemin bir numaralı konusu haline gelen Arap dünyası ülkelerinde, tribünler ne alemde bir göz atalım. Her yazıda bir klübü ele alarak; Fas, Mısır, Tunus, Suudi Arabistan vb ülkelerin tribünlerini tanıtmak istiyorum, vira bismillah.


Wydad Casablanca (WAC), isminden de anlaşıldığı gibi Fas'ın güzide şehri Casablanca'nın takımı. Ülkenin futbol olarak en başarılı şehri Casablanca demek yanlış olmaz, zira Fas liginde en çok şampiyonluk gören, (ve diğer takımlarla aralarında sağlam bir fark olan) üç takımdan ikisi bu şehirden çıkmış: Wydad Casablanca (12), Raja Casablanca (9). Başkent takımı Rabat, 12 şampiyonlukla Wydad'la aynı sırada bulunmasına rağmen, ülke temsilcilerinin toplam 5 kez kazandığı Afrika şampiyonlar ligi'nde Casablanca (3 Raja+ 1 Wydad, 1 Rabat) yine farkını koyuyor.


Futboldaki başarısı bir yana, ülkenin en renkli tribünlerine sahip şehir yine Casablanca. Ezeli rakipleri Raja ile beraber 67.000 kişilik Muhammed V (Fas'ın Fransa'dan bağımsızlığı için mücadele eden, ve 1957'de Fas'ın bağımsızlığını ilan eden eski Fas kralı) stadını paylaşan Wydad tribünleri, Avrupa futboluna çevrilmiş gözlerden uzakta olmalarına rağmen muhteşem işler çıkartıyorlar.


Ülkemizden pek çok sayıda insanın Wydad'ı takip etmeye başlaması yukarıdaki "Madrassa Fel Koura" bestesinin yayılmasıyla oldu. Hatta Fenerbahçe tribünleri aynı melodiyi "Düştük yine yollarına, sevdamızı haykırmaya" şeklinde söylüyor. Gerçekten muhteşem bir melodi, sözlerini anlamak pek mümkün değil tabi ki ama dinlerken her defasında daha da fazla keyif alıyorum. Ara ara Fransızca giriyor, sonra Arapça'ya sarıyor falan filan bir bilen sözlerin manasını yazsa süper olur aslında. "Madrassa Fel Koura", futbol okulu demekmiş yorumlardan bunu çıkartabildim yorumlar da epey karman çorman çok verimli bir çeviri bulamadım. Bu versiyonda biraz hızlı söylemişler, youtube'dan aratıp çeşitli versiyonlarını dinlemenizi tavsiye ederim.


Tıklım tıklım tribünler, salkım saçak pankartlar ve bayraklar, meşale kokusu... Çok özledim şu görüntüyü İstanbul'da.

Baatiiistaaaooooo

João Batista Casemiro Marques, başka bir deyişle Mertol Karatay. Tribüne çağırmasını en çok sevdiğim oyunculardan birisiydi; hem melodisi ismine çok güzel uyuyordu, hem de oyuncuyu çok seviyordum. Gaziantep'te harikalar yaratan, Lucescu Galatasaray'a getirdiğinde de havalara uçtuğum bir isimdi.Kısa boyunun avantajını çok iyi kullanmasını bilen, fişek gibi bir futbolcuydu. Çok yetenekli olduğunu söyleyemeyiz ama sahada basmadık yer bırakmayan son derece mücadeleci bir oyuncuydu. Tabiri caizse, Appiah'ın biraz yeteneksiziydi.

Nedense Fatih Terim'le yıldızı bir türlü barışmadı. O dönem takımdaki iki gözdemiz olan Batista ve Abel Xavier'i hala anlam veremediğim bir şekilde takımdan gönderdi Fatih Terim ve devamında yaptığımız (bu iki futbolcunun tam zıttı profildeki) Petre ve De Boer tipi futbolcu transferleriyle o sezonu mücadelen uzak, sahada ruh gibi gezinen bir takım olarak geçirdik. Kimbilir belki bu iki isimden biraz daha faydalanılsaydı, 2003-2004 sezonunu o kadar kötü geçirmeyebilirdik, bugün de bazı şeyler daha farklı olabilirdi? Kimbilir...


Bizden sonra önce Ukrayna'da eski hocası Lucescu'yla buluşmaya gitti, sonrasında tekrar ülkemize gelip önce Konya sonrasında da Kasımpaşa formalarını giydi. Şimdi ise Brezilya'da dördüncü ligdeki Tupi Football Club'da forma giyiyor.

Batista'yla ilgili unutamadığım detaylardan birisi bir şampiyonlar ligi maçında (Club Brugge veya Lokomotif Moskova olma ihtimalleri kuvvetli) kornerden gelen topa ceza sahası dışından uçan kafa vurmasıydı. Yani ne bileyim; kontrol edip içeri doldur, kafayla indirmeye çalış, hiç olmadı Hakan Ünsal misali mesafe tanımaksızın kaleyi gör değil mi? Nasıl bir ruh hastası ceza sahası dışından uçan kafa vurur? Adam fişek gibi diye boşuna demedik yazının başında. Zaten o da kendini bu şekilde sevdirmişti bizlere, başkası yapsa küfürleri sıralayacağımız bir hareketi Batista yapınca tribünde kendimizden geçmiştik.

Burdan sevgilerimi gönderiyorum Batista'ya, sahada çılgın gibi mücadele ettiği, ayarsız ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle takıma renk kattığı günleri unutmadık, unutmayacağız.

Sevgili kızlar #2

Sevgili kızlar yazısına zamanla ilaveler ekleyerek onu da dev bir yazı dizisi haline getirmeyi planlıyorum. Bilin ki artık karşınızda o eski tepkisiz, her türlü saçmalığa "peki tamam" diyen, koyun Türk erkeği yok. Bir nesil uyanıyor. Siz sevgili kızlara da nacizane tavsiyem, burada yazılıp çizilenlerden en azından bir kaçını kulağınıza küpe yapmanız, yarın öbürgün lazım olabilir.

Şimdi sevgili kızlar, gelelim şu "ben senin hayatında kaçıncı sıradayım" meselesine. Hayatımda bir iki istisnai örnek hariç karşısında en çok darlandığım soru budur zannedersem, ve bu konuda yalnız olduğumu düşünmüyorum. 16-17 yaşını geçmiş ortalama her Türk erkeği hayatında en az bir kez bu soruyla karşılaşmış olması, ve aynı şekilde darlanmış olması lazım. Öncelikle şunu net bir şekilde söyleyeyim, dünyada hiç bir erkek kendi kafasında böyle bir liste yapmaz. Yani zannediyor musunuz ki şöyle bir durum var, mesela erkek arkadaşınız kendi hayatındaki öğeleri kafasında sıralıyor "Abi annemleri bire koyayım, hatunu iki yapsam, iyi de okuldan çocuklara ayıp olur lan zaten iki aydır çıkıyoruz biraz daha çıkalım belki ikiye koyarız şimdilik üçte takılsın, okul vee Beşiktaş hmm şimdi Beşiktaşı dörde koysam ama ders çalışıcaz diye maçlara gidiyoruz samimi bir liste olmaz ki. Dur abi bir baştan başlayalım Beşiktaş bir..." diye?

Böyle bir olay yok malesef canlar. Standart bir erkeğin hayatında önemli olan ve önemli olmayan şeyler vardır. Siz zaten muhtemelen o önemli olanlar kümesi içindesinizdir, o yüzden daha da fazla zorlamayın bazı şeyleri. "İlla bir numara olmalıyım", "en önemli ben olmalıyım" diye bir şey yok, sinir bozucu olduğu kadar gülünç de oluyor. Önemlisiniz işte, bırakın liste hesaplarını da bunun keyfini çıkartmaya bakın. Hepsini geçtim, "ama aşkım ben hayatında kaçıncı sıradayım bilmek istiyorummmm" sorusuna "fakat pöti bör bisküvitim, tabi ki bir numarasın sorduğun şeye bak" cevabı gelince bu cevabın samimiyetine ciddi ciddi inanıyor musunuz? Yani bu soruya zaten "ya biz böyle bir liste yapmayız, önemlisin işte o yetsin sana" cevabı veren erkek bu cevabın sonrasında minimum bir saatlik saçmasapan bir tartışmayı gözden çıkartmış demektir, hiçkimse de bununla uğraşmak istemediği için ısmarlanan cevap copy paste olarak yapıştırılır. Yapmayın etmeyin gözünüzü seveyim, size de yazık bize de. Soru saçma, cevap belli, amaç ne?

1 Şubat 2011 Salı

Versiyon Derken... #3

Alanis Morissette'i pek sevmem. Ama şu yaptığını beğenmemek elde değil. Normalde şarkıları bayık geliyor bana ve bu da biraz öyle aslında ama o kadar eğlenmişler ki yaparken, izlerken o hissediliyor, ve ister istemez eğlenceli oluyor şarkı.


Bu arada Alanis sevenlere saygım sevgim sonsuz. Hepsini buradan öpüp kucaklıyorum...

1970'lerde "You'll Never Walk Alone"

Gollerden sonraki yıkılmaya, tezahüratın güzelliğine gelin. Tam 41 sene öncesi, Türkiye'de milletin tezahürat yapmaya başlamadığı zamanlarda adamlarda ne tribün varmış arkadaş.



İlk golün ortasını yapan yapan Heighway (Steve Heighway on the wing...), golü atanı çıkarttınız mı spikerden ?

o diil de #2

- Yabancı kulüpler sitelerinde devre arası yeni transferi duyururken, nedendir bilmem "...hemen etkisini göstereceğine..." (...show immediate effect...) tarzı cümleler kuruyorlar genelde. Daha evvel takibini yapmadım ama bu sözü en haklı çıkaran transfer herhalde Pazzini'dir. Etki göstermeyi geçtim, resmen takımı ipten aldı be. Takım 2 farkla gerideyken 2. yarının başında gir, 2 gol 1 penaltı ve sayısız güzel, faydalı hareket, hooop 3-2. Helal olsun be Pazzo.

- O diil de Julio Cesar daha fazla evsiz gibi görünemezmiş herhalde. Tamam anladık üşüdün de, b.kunu çıkarmasaydın keşke.


- Sunderland'e de helal olsun. Bent'i Aston Villa'ya bir güzel ittirdikten sonra gelen parayı akıllıca harcadılar. Sessegnon ve Muntari ile takımın orta sahası onlar gelmedenkinin en az iki katı daha kaliteli hale geldi. Sessegnon'un Gyan-Campbell ikilisine vereceği destek de Bent'in yokluğunu aratmaz bence. Steve Bruce da ara trasfer döneminde yapılan hamlelerden mutluyum demiş. E bir de olmayaydın.

- Beşiktaş gençlerine üzülmemek elde değil. Önce Ersan, şimdi Cenk tam form tutmuşken böylesi uzun süreli sakatlıklar can sıkıyor hangi takım adına olursa olsun. Dedik ya önce futbolseveriz. En çok Ersan'a üzüldüm. Zira -popülist ya da değil- Türk Millî Takımı'nı seçmekle ilgili güzel açıklamalar yaptığı, A Millilerin defans hattına iyi ve kaliteli bir alternatif olarak ortaya çıktığı ve de çok iyi form tuttuğu dönemde olmasaydı keşke, ama kısmet. İkisi de en kısa sürede iyileşirler inşallah.

- Beşiktaş'ın taraftarına da üzülmemek elde değil. 17'de 17 deyip, daha 2. dakikada tökezlemek fena oldu. Tam da hepsi kendilerini inandırmışlarken.

- Asıl Bursa çalıştı, çabaladı, didindi, inat etti, aldı Altidore'yi. Azimle s.çmak bu olsa gerek. Transferde daima tok satıcı olan Villareal betonunu deldiler. Satın alma opsiyonunun olup olmadığına dair bir bilgiye erişemedim ama inşallah öyledir. Asıl anlamadığım Avrupa'dan elendin, geçen sene ligi kazandıran forvet hattın duruyor, ona Miller'ı da ekledin, Altidore'yi nerene ne yapacaksın sevgili Ertuğrul. Vardır bir bildiğin de, o bildiğinin ne olduğunu merak ettim biraz.

- Bu Brezilyalılar da memlekete dönme işinin suyunu çıkardılar iyice. Eve Dönüş tarzı bir yasa falan çıkardılar da bizim haberimiz yok galiba. Yakında Kaka, Maicon, Julio Cesar falan da gidecek herhalde. En son Sp. Lisbon'daki Liedson, Roberto Carlos'lu, Ronaldo'lu Corintihans'a dönmüş. Bu arada Corintihans, Corinçaa diye okunuyormui onu öğrendim geçen.

İkidir böyle futbol endeksli oluyor ama transfer sezonunun son dakikaları olmasına verin artık. Yarından itibaren bu köşemizde başka konu ve konuklara da yer vereceğiz.

Adu neymiş? Adu.

"Büyük yetenek olacak", 10 yaşında Inter'den milyon dolarlık transfer teklifi ve annesinin reddetmesi, 14 yaşında Nike ile sponsorluk anlaşması, annesinin telkiniyle millî takımda Gana yerine Amerika tercihi, 16 yaşında Amerika Futbol Ligi'nde 1. sıradan draft edilmesi, bu ligde gol atan en genç oyuncu olması, 18'inde 2 milyon dolara Benfica'ya gidiş, oradaki hocalarını çok etkilediğıne dair çıkan haberler, sırasıyla Monaco, Belenenses ve Aris'e satın alma opsiyonuyla kiralanması ve her sezon sonunda tırıs tırıs Lisbon'a dönüş, derken Rizespor...


Ulan Adu nasıl yalan oldun be abisi. Bir patlama, sıçrama, kendini gösterme ancak bu kadar yapılamaz. Ve bir anne evladını ancak bu kadar baltalar. Sal gitsin Inter'e. Aha bak 1 yaş küçük Balotelli nerelere geldi. En kötü Martins olurdu. Bir de Amerika tercihi. Yani Gana bir sonraki Dünya Kupası'nı alabilir diyoruz, jenerasyon diyoruz. Vur kafanı duvarlara.

Hoş ne olursa olsun FM'de yine almayacak mıyız? Elbette. Yine alır wonderkdid yaparız icabında. Tamam yetenek baki de, şu altteki fotoya bakıp, ilk zamanlarda söylenenleri düşününce... Ama 22'inde çöktün be hacı. Neyse bir Emenike olursun belki. O da birşey...


Bir de dikkatimi çeken bir şey var. Adam sürekli olarak doğuya doğru hareket halinde. Amerika'dan Portekiz'e, oradan Fransa, Yunanistan ve Türkiye. Böyle giderse 30'unda yine eve dönebilir.

Başlık da Rize'den bir diyalog. Kahvehanede Rizespor'a gönül vermiş amcalar konuşuyor.

x: Yeni pir topçi almişuk.
y: Adu neymiş adu?
x: Adu.
y: He onu diyrum adu neymuş?
x: Adu Adu.
y: @£#$½&%

Tun-chaiy Shon-li

Middlesbrough'daki ilk idmanından evvel kulüp yönetiminin basın mensuplarına dağıttığı notlarda yazan şekliyle isminin okunuşu. Fener'den ayrılması, Middlesbrough'a gidişi, daha iyisini yapabileceğine inandığım için buna anlam verememem, Middlesbrough'da 2 sezonda neredeyse efsane mertebesine yükselemesi, Stoke City'ye gitmesi, bu kadar sevildiği kulüpten 2.ligde bile olsa ayrılmasına anlam verememem, Stoke'ta oynatılmaması, üzülmem, oynatılmamasına anlam verememem ve bugün gelen haber.

Sakaryaspor'da oynadığı günlerden beri bildiğim, tanıdığım ve takip ettiğim Tuncay, Fener'den ayrıldıktan sonraki kariyerinde nihayet doğru ve akla yatkın bir transfer yaptı, yapabildi, yüzümüzü güldürdü.


Tuncay nihayet eli yüzü düzgün, kütür kütür oynayıp kendini daha rahat gösterebileceği bir Avrupa kulübüne geçti. Hem Bundesliga'daki oyun temposu ve stiline, hem de Steve McClaren'ın oynatmak istediği düzene olan uygunluğu ile başarılı olacağını düşünüyorum. Borges olayı çok güzel incelemiş, daha anlatmaya lüzum yok.

Wolfsburg'da Dzeko'nun gidişiyle taraftarın yaşadığı hayal kırıklığını performansıyla giderip yine oynadığı takımı destekleyenlerin sevgilisi olur inşallah. Bu arada Ramazan Amca'mın da dediği gibi "yavaş yavaş Fener'e yaklaşıyor" sanki. Bu kontratın bitiminde ya Kadıköy'de ya da Adapazarı'nda görürüz herhalde deparcıbaşını.


O diil de Wolfsburg'da Dzeko'dan gelen parayla çılgın attı be transferde. Helmes, Polak ve Orozco gibi FM yıldızlarını da kadroya kattılar. Artık daha da işe yaramazsa topluca bir duşa girsinler. 2 sezon önce şampiyon, şimdi sefalet. E her takımda bir Magath yok tabii.

Yürü "Kid", Adamın Asabını Bozma

Selim söylemiş ama az bile demiş. Oldu mu be El Nino, yakıştı mı? Sen değil miydinAtletico'dayken kaptanlık pazubandının içine Liverpool aşkını yazdıran, sen değil miydin hayalini yaşadığını, bu kulüpte kahraman olmak istediğini söyleyen. 3,5 sene miymiş yani Liverpool aşkın? Başarısız olunca gitmek miymiş herşeyden önce taraftarlık? Yani aslında ne Liverpool taraftarıyım Selim gibi, ne de Torres'e özel bir sevgim ve ilgim var. Ama kendini, sözünü, karakterini paraya satana hiç bir noktada tahammül edemiyorum. Selim büyüklük etmiş, ama ben gollerini de izlemem artık. Bir David N'gog'dan kıymetsizsin benim gözümde. Hadi yolun açık olsun. Ama blogun yolları sana tamamen kapalı. (Fare dağa küsmüş...)

Hem zaten o mavi forma da buna yakışmaz ki. Olmaz yani. Taş yerinde ağır diye bir laf var arkadaş. Al işte yakışmamış.


Bu arada Dalglish'e helal olsun. Efsane olmak neymiş gösterdi Torres'e. Kulüpten başarısızlık, kupasızlık ve para için ayrılacak olana ihtiyacının olmadığını, kim olursa olsun Liverpool'un böyle tavırlara tahammülü olamayacak kadar büyük bir kulüp olduğunu daha güzel anlatamazdı herhalde. "Ya ben gidiceeem" diye ağlayana yüz vermediği gibi aha kapı orada dedi. İnşallah anlamıştır dingil.