Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2011 Cuma

Fener'e ne lazım?...

Şimdi biz bu Türkiye Kupası olayında kimin ahını aldık onu bilmiyorum ama artık oyuncuların bile Kupa maçlarına "nasıl olsa kupada bizden bi cacık olmaz, amaannn koyver gitsin" mantığıyla çıktığı aşikâr. Böyle bir boşvermişlik, isteksizlik... Tabiri caizse bitse de gitsek diye oynadılar maçı. Haksız da değiller yani, alışmamış g.tte don durmuyor maalesef.

Ama asıl amacım bir maç analizi yapmaktan çok, Fenerbahçe'nin bu maçla daha da gözle görülür hale gelen ve tüm ilk yarı boyunca süre gelen rahatsızlıklarından bahsetmek ve naçizane bir reçete yazmak.

1- Andre Santos ilk geldiği dönemde 2009 Konfederasyon Kupası'nda yer alan Brezilya Millî Takımı'nın sol beki etiketine sahipti. O yüzden de artık git gide yaklaşan Roberto Carlos'un vedasının ardında defansın solunda bir sorun yaşanmayacak hissiyatı yayıldı hepimize. Ama aslında bu yanılsamaydı, zira Santos aslen bir kanat bekiydi. Ne demek peki bu? Kanat beki, üçlü defans kurgularında defansın solundaki veya çift önlibero (ya da savunma yönü kuvvetli iki orta saha oyuncusu) içeren orta alan dizilimlerde sol içteki oyuncu tarafından müdafaa desteği verilen sol kanatı kendi babasının malıymışçasına kullanan oyuncu oluyor. E Fenerbahçe'de bu sistemlerden biri tercih edilmediği gibi, orta sahadaki defansif zaafiyet (birazdan sıra buna da gelecek.) Santos'un savunma eksikliklerini ortaya çıkarıp, birkaç maçta ve pozisyonda bakkala gitmesine hatta madara olmasına da sebep olunca adam veryansın etti, başladı burası "benim mevkim değil","kendimi orta sahanın solunda daha rahat hissediyorum", "al beni hücumun soluna koy, gör bak nasıl kaçıyorum oradan" gibisinden Anadolu topçusu demeçleri vermeye.

Gelelim alternatifi Caner'e. Geçtiğimiz sezon Galatasaray'da sol bek pozisyonunda bir dizi iyi demeyelim de ortalamanın üstünde performans gösterdikten sonra Uğur Meleke Caner'in bu mevkide oynatılmasında ısrar edilmesi gerektiği ile ilgili bir yazı yazmıştı. Fikrini desteklemede kullandığı örnekler ve referanslar gerçekten sağlam ve hatta doğru da denilebilir. Ama maalesef Caner ne bir Maicon, ne bir Alves, ne bir Carlos, hatta ve hatta ne de bir Gökhan Gönül. İlk üçünün kabiliyetlerini, oyun bilgilerini, görüdükleri antreman ve eğitimi geçtim, Gökhan'ın gayretini sarfetmeye niyetlense belki olabilir ama o da yok işte. Neticede pembe bir Audi A5 ile gezen bir adamdan bahsediyoruz.

Neyse uzadı bu madde. Lafın, Fenerbahçe'ye bir sol bek gerek demeye geldiğini hissettiniz herhalde. Yok hissetmedinizse buradan buyrun. Ha Taiwo olur, Ziegler olur, o Güney Afrikalı eleman olur, şu olur, bu olur. Neticede sol kanadın defansif yükünü tek başına çekebilecek, bu görevini yerine getirdikten sonra yorulmadan hücumlara kaliteli destek verebilecek, ciğeri kuvvetli bir babayiğit elzem buraya.

2- Stevic (padişahın sol...), Simao, Josico, Maldonado gibi fiyaskoların ardından Cristian yine iyi bile. Kötü mü? Değil. Ama yeterli de değil, hatta adamın asıl mevkisi defansif orta saha bile değil. Sezer Badur'dan hallice, Hüseyin Çimşit'i geçince az ileride bir oyuncu. E Selçuk desen anca derbilerde kafayla gol atar, bir nevi Fleurquin. Gel de Kemal Aslan, Stephen Appiah ikilisinden mütevellit ortasahayı hasretle anma. Asıl kötü olan, defansif görevleri tek başına üstlenecek adam olmadığından Emre de geriye gelmek durumunda kalıyor; e haliyle hücum etkinliği ve takımın ofansif organizasyoları sekteye uğruyor; Niang gibi adam Kezman oluyor; Stoch, Dia, Topuz'dan verim alınamıyor.

Ne lazım? Emre şu anda Türk orta saha oyuncusu olarak en iyi 3 isimden biri. Yani Kemal'den iyi. O zaman bir Appiah bulduk mu bu iş tamamdır. Yani nedir? Six-pack + 4 ciğer + az bir pas kabiliyeti (en azından kestiği topları Emre'ye verecek kadar) + uzaktan şut tehdidi (+ tercihen Afrika pasaportu) yeterli. Makoun, Matuidi, Emana, Sandro, Jucilei gibi oyuncular bu tanıma uyan hatta pas ve teknik açısından daha bile iyi durumda olan isimler. Birini al gel Başgan.

3- Gökhan Ünal'da umduğumuzu bulamadık. Yani belki Topuz'la iyi iş yaparlar, hani "Kayseri Boys is back" olur falan dedik ama yemedi. Güiza desen kafa izninde. Berk Elitez maalesef daha 2. veya 3. ekmek fırınını tüketiyor. E Semih'i de küstürdüler en nihayet el birliğiyle, adamın topa vurası yok. "Eski Semih olsa, bu akşam en azından 2 tane net kitlerdi" (Adapazarı Cumhuriyet Kıraathanesi'nden Overlokçu Lemi Abi). E Niang süpersonik eyvallah da, hem hücum organizasyonlarında yalnız kalıp bir maçta 2 maçlık yorulup, hırpalanıyor, hem de tek forvetle bu iş gitmez hakikaten.

Napacauk? Semih'i tekrardan bağrımıza basalım (ki bence bunu kesin yapalım). Ne olur ne olmaz diye de 6+2+2'nin 2'lerinden herhangi birinde olmayı sorun etmeyecek, potansiyeli yüksek, ama görev verilince de "takır takır topunu oynayacak" (yine Lemi Abi), hatta ligi götürebilecek, süratli ve teknik (ya da olmaya namzet) gencinden yerli veya yabancı bir santrafor iyi olabilir. Adı geçen Gomeiro, Emenike gibi isimler bu tanıma uygun fakat maliyetleri yüksek. Serhat Koç, Tunay Torun, Deniz Naki gibi gurbetçi kardeşlerimiz ya da Cristaldo, Necid gibi patlama yapmaya hazır sabîler daha akla yatkın gibime geliyor. Ama Semih'i kazanıp, Berk'i ısındırsak da bence makul. Zira hem Berk, hem de Çankırı'da kiradaki hemşehrim Furkan daha çok genç ve iyi yönlendirildikleri takdirde ciddi gelecek vaadeden isimler.

4- Geldik beni en çok üzen soruna. Çok sevdiğim, inandığım, güvendiğim ve desteklediğim Aykut maalesef, ama maalesef oyunu okuyamıyor. Oyuncu değişikliklerinde geç kalıyor, yanlış değişiklik tercihleri yapıyor, taktiksel diziliş ve pozisyonlar arasında varvasyon, geçişler yapamıyor ve bunlara gerek olduğunda da göremiyor. Ha hepsini her maçta yapmıyor belki ama bu eksiklikten dolayı puan kaybedildiği oldu. En basitinden bu geceki maçta 25 dakika boyunca eleğe dönen sol kanat savunmasına müdahale etmedi, golü yedik, yetmedi, bir 50 dakika daha oradan darbe yedik, kesmedi, golü yedik, anca. Evet, genç ve dinamik bir hoca. Evet, süratli ve topa sürekli sahip olmayı hedefleyen riskli bir oyun anlayışı oturtmaya çalışıyor. Ama yine de bu geçiş sürecinden ne kadar en az puan kaybı ve saha dışı yaralanmasıyla (yazar medya baskısından bahsediyor.) çıkabilirse, çıkabilirsek, o kadar iyi. Ha asla demiyorum ki Aykut gitsin. Kesinlikle kalmalı. Yönetim'de sonunda kadar arkasında durmalı (sonuna kadar arkasında derken). Ama bana kalırsa, iyi bir antrenör olan İsmail Kartal ve iyi bir gözlemci olan Fahrudin Omerovic'e ek olarak Johan Neeskens, Carlos Queiroz gibi iyi bir analist, taktisyen ve başlı başına bir teknik direktör olan, çok kısa süreler, belki de anlar için kontrolü ele alabilecek, insiyatif kullanabilecek bir isme, yani bir "Assistant Coach"tan ziyade, bir "Assistant Manager"e ihtiyacı var Aykut Kocaman'ın ve Fenerbahçe'nin. Ha kim olabilir? Tamer Güney, Cemil Turan ilk aklıma gelen isimler.

Tüm bunlara ek olarak Fenerbahçe'nin 2000'lerin başında gerçekleştirdiği "Ümit Millî Takımı toplama operasyonu" diye adlandırabileceğimiz kabuk değişiminin bir benzerine yine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. "Selçuk, Melçuk, Uğur, Muğur falan gitsin artık hafız ne bu ya" (Lemi Abi'nin dönüşü).

Buraya kadar üşenmeyip okuyanlara da ne diyeyim bilemedim valla. Hadi ben oturdum yazdım da, sizin de vaktiniz bolmuş herhalde. Allah razı olsun. Teşekkürler. Eyvallah.

edit 1: Şimdi maça TRT3'te tekrar bir bakınca hatırladım. Eklemeyi unuttuğum birşey var ki takıma iyi de bir kondisyoner gerek. Zira en güçlü kuvvetli Niang bile maçın sonunda yorulmuştu. Milli Takımı son Avrupa Şampiyonası'na hazırlayan Amerikalı kondisyonerler tarzı, "ölüyü diriltecek" bir ekibe ihtiyacımız olduğu aşikar.

edit 2: Başlarken ve başlığı atarken en sona yazayım demiştim de unutmuşum. Fener'e bunların yanında iyi de bir dayak lazım. Bu oyuncuları başka da birşey diriltmez, düzeltmez. Akıllar gitmiş alayının. Dünya bir taraflarında, hıyar bir taraflarında.

12 Ocak 2011 Çarşamba

120M - 2/6

İlk yazıda Tomas'ı yazmıştım. Seriye devam edelim.

HAİM MİCHAEL REVİVO

2000-01 sezonu öncesinde Fenerbahçe’de büyük bir çalkantı yaşanmıştı. Aziz Yıldırım’ın başkanlığa gelişinden sonraki ilk iki senede ligde sırasıyla elde edilen 2.lik ve 4.lük dereceleri yeterli görülmemiş, Aziz Yıldırım’ın koltuğu sallanmaya başlamıştı. Takımda büyük bire revizyona gidileceği hissediliyordu.

Bunun üzerine son sezonu 3 hocayla (Rıdvan Dilmen, Zdenek Zeman, Turan Sofuoğlu) tamamlayan takımın başına Milli Takım ile 2000 Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek final oynayan Mustafa Denizli getirildi. Takımda yer alan 14 oyuncu başka kulüplere satıldı veya kiralandı. Ve toplamda 30.000.000€ (yazıyla otuz milyon euro) harcanarak tam 13 oyuncu transfer edildi ve 6 genç de altyapıdan A takıma katıldı (genç Semih bunlardan biriydi). Bu oyucular içerisinde en pahalı olanı 6.600.000€ bedelle İspanya La Liga ekibi Celta Vigo’dan alınan Haim Michael Revivo’ydu.

Revivo o dönem futbolda çok da ismi zikredilmeyen İsrail’in Eyal Berkovic ile en büyük futbolcularından biriydi. Ülkesinin Maccabi Haifa takımında geçirdiği 2 sezonda 57 maçta 45 gol atmış, üst üste 2 kez gol kralı olmuş ve ligin en iyi oyuncusu seçilmişti. Bu performansıyla gittiği Celta Vigo’da 4 sezonda 99 maça çıkmış ve 25 gole adını yazdırmıştı. Artık adı, La Liga’nın da kalburüstü 10 numaraları arasında sayılıyordu.

Fenerbahçe’ye geldiğinde kendisinden beklenenler çok fazlaydı. Takımın o sezonki en pahalı transferi olması, FB’nin yıllardır Hagi’ye karşılık olarak kaliteli bir 10 numara veya takımı yönetecek bir isme sahip olmaması, kaybedilen şampiyonluklar, Galatasaray’ın hegemonyası gibi birçok etmen Revivo üzerindeki baskıyı arttırıyordu. Gelişiyle, isminin İbranice’deki karşılığı gibi, takıma “hayat” getirmesi bekleniyordu belki de. Ancak o rahat yapısı, kendine güvenli oyunu ve müthiş zekâsıyla tüm bunların altından kalkmasını bildi.

Daha Fenerbahçe formasıyla çıktığı ilk lig maçında Kocaelispor’a golünü attı.Taraftarın arzu ettiği, takımı sahada yöneten ve zor anlarda tabiri caizse sazı eline alan 10 numara olmuştu. Sezonun ortalarından itibaren Kennet Anderson ve özellikle Serhat Akın ile yakaladığı uyum adeta parmak ısırtıyordu. Ara ara sakatlık ve formsuzluklarla sekteye uğrayan ama genel olarak mükemmele yakın performansı ile sezon sonunda takımın elde ettiği şampiyonluğa 14 gol ve 9 asist ile en çok katkı sağlayanların başında geliyordu. O sezon sonunda hakkıyla 2001 yılının en iyi yabancısı ödülünü aldı.

Nerdeyse tüm taraftarların sevgilisi oldu. Sahadaki performansına ek olarak saha dışında da düzenli aile yaşantısı, mütevazı, akılcı ve sempatik tavırları ile takım içinde de çok sevilen ve sayılan biri olması ve taraftarla geliştirdiği iyi diyalog sayesinde Ogün’ün ardından 2. kaptanlığa getirildi.

Kadıköy’deki 2. sezonuna da Samsunspor karşısında hat-trick yaparak başlayan Revivo, ilk sezonda ortaya koyduğu form grafiğinin bir benzerini (lige formda başlangıç, devre arasına kadar rölantide, kalan yarıda ise yüksek, gollü performanslar)sergileyerek seviyesini korudu. Bu performansıyla kaydettiği 13 gol ve 7 asist, takımın Avrupa’da sıfır çekmesi, Mustafa Denizli’nin istifası ve bunlar gibi bir takım olumsuz etkenle birleşince takımın şampiyonluğu yakalamasına yeterli olmadı ve takım sezonu Galatasaray’ın 3 puan gerisinde 2. tamamladı.

Aziz Yıldırım’ın lig 2.liğini başarısızlık kabul eden zihniyeti dolayısıyla yine transferde büyük harcamalar yapıldı ve Arjantin ile Dünya Kupası’nda boy gösteren Ariel Ortega ( River Plate’ten 6.500.000€ bedelle alındı.) başta olmak üzere bir dizi transfer yapıldı. Ortega ve Revivo aşağı yukarı aynı bölgenin oyuncuları olmalarına rağmen hazırlık maçlarında Lorant bu iki ismi beraber oynattı ve verim almayı da başardı. Sadece 7 hazırlık maçında 8 gol 2 asist kaydetti. Ancak 2002-03 sezonu başladığında bu ikili aynı performans ve uyumu lige taşımayı başaramadı. Lorant da Ortega’yı Revivo’ya tercih etti ve ona daha çok şans verdi. Bunun üzerine Revivo huzursuz olduğunu belli eden açıklamalar yapmaya başladı, formu da gözle görülür biçimde düşmüştü. Devre arasında takımdan ayrılmayı kafasına koyduğunu da çok geçmeden basına açıkladı.

Sezonun devre arasına yaklaşılırken alacaklarına karşılık bonservisinin verileceği ve Bundesliga takımlarında Hamburg’a transfer olacağı konuşuluyordu. Ancak Hagi’nin futbolu bırakmasıyla yeni bir 10 numara arayışına giren Galatasaray ani bir transfer hamlesiyle Revivo’yu renklerine bağladı. Bu transfer de Hagi’nin jübile yaptığı dönemde sarfettiği “Türkiye’de yerimi doldurabilecek futbolcu Revivo’dur.” sözleri de etkili olmuştur belki de kim bilir, ama Fenerbahçe taraftarının en sevdiği oyunculardan olan Revivo 82 maçta 34 gol ve 24 asistlik performansıyla Kadıköy’den ayrıldı.

Türkiye’ye alışmış olmasının da etkisiyle yeni takımına çabuk uyum sağlasa da artık futbol oynamaya karşı çok hevesli olmadığı hissedilebiliyordu. Yine de Galatasaray formasını giydiği ilk lig maçında Bursaspor ağlarına 3 gol bırakmasını bildi. Ancak daha sonra “kendisinden haber alınamadı” ve oynadığı diğer 12 lig maçında istenen performansı sergileyemedi. Toplamda Galatasaray formasını giydiği 15 maçta kaydettiği 5 golle Türkiye macerasını noktaladı.

Sezon sonunda doğduğu şehrin takımı olan F.C. Ashdod’a transfer oldu. Orada geçirdiği 1 senenin sonunda futbolu bıraktığını açıkladı. Milli takım kariyeri boyunca da 67 maçta 15 gol kaydetti. Şu anda başarılı bir iş adamı olarak İsrail’de yaşantısını sürdürüyor ve satın aldığı F.C. Ashdod takımının da başkanı. Hatta bu kulübün renklerini de satın aldıktan sonra sarı-kırmızı olarak değiştirmiştir.

Her biri diğerinden güzel, jeneriklik frikik golleri, gollerden sonra attığı taklaları ve sevincini saha kenarındaki engelli taraftarla paylaşması, boynundaki zinciri saha dışında sessiz sedasız yürüttüğü hayır işleri ve sempatik tavırlarıyla Türk futbol tarihinde ve taraftarların anılarında yerini almıştır.

8 Ocak 2011 Cumartesi

120M - 1/6

Kazım’ın transferini müteakip bugünlerde, son 10 yılda 120M ile Kadıköy-Mecidiyeköy hattı seyahatini kimler yapmış, kim direk gitmiş, kim bir yerlere daha uğramış da öyle gelmiş, neler olmuş, ne yapmışlar, şimdi nerelerdeler, 6 yazılık bu mini seri ile bir hatırlayalım.

STJEPAN TOMAS

2003-04 sezonun başlamasına az bir zaman kala İtalya Serie B ekiplerinden Como’dan (edit: 1.000.000€ bedelle) kiralandığında neredeyse kimse adını bile bilmiyordu. Bilenler de muhtemelen 2002 Dünya Kupası’nda Hırvatistan formasıyla oynadığı grup maçlarından biliyorlardı. Zira İtalya kariyeri öyle çok da adını duyurmaya yetecek düzeyde değildi. Hatta bundan dolaylı daha Fener’e gelmeden gitsin diyenler bile vardı.

Gel gelelim, Fenerbahçe formasıyla bir haftada çıktığı Gaziantep ve Olimpiyat Stadı’nda 2-2 biten (Prates, şut, Hakan Şükür, surat, gol) Galatasaray maçlarında iyi performanslar sergileyerek gözümüze girmiş ve ülkede de adını duyurmuştu. Defansta kontrollü, dengeli, güvenli ve kaliteli oyunu ile tekniği çok kuvvetli olmasa da her maç kesici rolünü çok iyi yerine getiriyor ve taraftara da güven veriyordu. Gerek Servet, gerek de Fabio Luciano adlı insan irisi arkadaşlarla iyi bir uyum yakalamıştı. İyi oyununa rağmen sergilediği mütevazı tavırları da tribünlerin gönlüne yerleşmesini sağladı. O sezon kazanılan şampiyonlukta da van Hooijdonk’tan sonra en çok katkı sağlayan yabancı oyuncuydu.

Derken, oyundan alındığı bir maçta (edit: selim hatırlattı, Adanaspor maçı) kenara gelip formasını yere atması ve bunu takiben medyanın gazlaması, kulübün kodamanlarının da formaya saygısızlık söylemleri ile yabancı kontenjanı birleşince bileti kesildi ve sözleşmesi uzatılmayıp bonservisi Como’dan alınmadı, üstelik “sezon sonunda kulübümden ayrılsam da Türkiye’de kalmak istiyorum” demeçlerine rağmen. 1 sezonda oynadığı 27 maçla ve nerdeyse hiç düşmeyen performansıyla Fenerbahçe’den ayrıldı.

Tüm bu gelişmelerin ardından, savunmasında kariyerinin sonuna yaklaşan ve artık tamamen iman gücüyle oynayan Bülent Korkmaz ve Rigobert Song’tan başka pek de kaliteli alternatifi bulunmayan Galatasaray, ülkeye uyum sağlamış ve performansı lig ortalamasının çok üzerinde olan bu adamı kaçırmadı.

En başta Fenerbahçe’den transfer edildiği için çatlak sesler çıksa ve kafalarda soru işaretleri olsa da, performansıyla tüm bunları yok etti. Özellikle Song’la yakaladıkları uyum bir yandan Galatasaray taraftarını coştururken, bir yandan da Fener taraftarının yüreğini buruyordu.

Galatasaray’da üç sezonda 98’i lig olmak üzere toplamda 120 maçta saha da yer aldı. 2005’teki Türkiye Kupası ve 2005-06 sezonundaki şampiyonluklarda önemli rol oynadı. Sezon sonunda Hasan Kabze ile beraber Rubin Kazan’a transfer oldu.

1 sezonluk Rusya macerası ardından tekrar ligimize dönüp Antep’te dört maç oynayıp devre arasında takımdan ayrıldı ve 2009-10 sezonunu boş geçirip bu sezon başında Bucaspor ile anlaştı. Ama orada da tutunamayıp 1 maç oynadı ve 25 Kasım günü yaptığı açıklamayla profesyonel futbol yaşantısına nokta koydu. Bu sürede Hırvatistan milli takımıyla da 49 milli maça (bunların 23’ü Türkiye’de oynadığı süre boyunca) çıktı.

Mükemmel zamanlamasıyla yaptığı kayarak müdahaleleri ve sonrasında üstü başı dağılmış, şortu toplanmış halde yürüyerek yerine dönüşü ve Galatasaray’la kazandığı şampiyonluk sonrası statta donuyla kalarak attığı tur hala akıllardadır.

6 Ocak 2011 Perşembe

Kazım Kazım

Güzel kardeşim Selim, Kazım'ın 1. köprü üzerinden yaptığı seyahate Mecidiyeköy'den bir bakış atmıştı. Ben de olay Kadıköy'den nasıl görünüyor diye bakıp, bu arada Kazım dingiliyle ilgili de bir iki laf edeyim.

Öncelikle Kadıköy'de ufak bir bayram havası var (inşallah terse dönmez), bu düzen bozucu, yaramaz okul çocuğu kıvamındaki zihinsel gelişime sahip arkadaş gidiyor diye. Her ne kadar potansiyeli ve aralarda iyi maçlar çıkarmışlığı da olsa, tam bir şopar olduğu ve bu potansiyeli istikrarlı ve ciddi bir biçimde asla sahaya yansıtamadığı için gidişinde bir sakınca görünmüyor.

Halbuki Zico döneminin ortalarından itibaren ara ara ortaya koyduğu sağ kanat performansları ve son Daum döneminde ileri uçta tek adam olarak oynadığı maçlarda yakaladığı seviyeyi (hiç sahip olmadığı bir özellik olan) istikrar ile muhafaza edebilseydi, kadroda yer alması güven veren ve rotasyona girerek takımın kullanışlı parçalarından biri olan bir oyuncu olabilirdi. N'apak, kısmet değilmiş. Ama hatırlıyorum da Sheffield'dan ilk geldiğinde ufak bir efsane yaratmıştı kendi çapında, "Abi şu yeni gelen çocuk var ya, hem kanat, hem forvet arkası, hem de forvetmiş. Yeni Tuncay'ımız olur herhalde.", "olum İngiltere'deki hocası Kazım'ı sattılar diye ağlamış lan", "aga youtube'da videoları var süper herif ya", "Coca Cola Championship'te harikalar yarattığı için lakabı Coca Cola Kid'miş herifin" gibisinden diyaloglar forumlara ve sohbetlere meze olmuştu.

Gelelim "Galatasaray'da iş yapar mı?" sorusuna. Bana kalırsa mevkisi ve tarzıyla Kazım, Pino'dan hallice duruyor kağıt üstünde. Ama Fener'de yapmadığı veya yapamadığını becerir de işi ciddiye alıp, istikrarı da yakalarsa ortalama 50 dk.lık sürelerle GS'a faydalı olabilir. Ama bana öyle geliyor ki ciddiyet Kazım'ın lugatında olmayan bir sözcük. Bir de kendisine verilecek garanti paranın fazla oluşu bu hıyarı çalışmaktan ve oynamaktan daha da soğutur gibime geliyor.

Aslında gönlüm bir yandan da tekrar işe yara hale gelsin istemiyor değil, zira milli maçlarda da çok işimize yarayabilcek meziyetleri olan bir eleman. Ama bakalım zaman neler gösterecek.

Sonuçta,ilk geldiği zamanlarda FB'nin Galatasaray'ın elinden kaptığı mükemmel bir genç yetenek olarak lanse edilip "Fener'den Cimbom'a gol" başlıkları atılmıştı. Bakalım GS bu transferle skoru eşitleyebilecek mi?

4 Ocak 2011 Salı

Colin Kâzım Richards

http://www.galatasaray.org/futbol/futbol_as/haber/8883.php

Ciddi ciddi bu adamı aldık. Bir de yaramaz ilkokul öğrencileri gibi en son paragrafa saklamışlar, az daha görmeyecektik sizi gidi haylazlar sizi !

Hayatım boyunca ikinci kez bir transfer haberi tam karnımın ortasına yumruk yeme hissi yaratıyor. Birincisi de Emre'ninkiydi. Keita'yı Galatasaray değerlerine sahip değil diye gönderen, Misimovic'i disiplinsiz diye kadro dışı bırakan ey yönetim, ey teknik heyet. Hangi yüzle aynaya bakabiliyorsunuz ? Hayatımızın aşkını mahvettiniz, sıçtınız sıvadınız bugün üstüne bir de tüy diktiniz. Hayatımda ilk defa o formayı giyecek bir oyuncunun ciddi ciddi başarısız olmasını, topu her ayağına aldığında topun ayağına dolanmasını, yaptığı ortaların taca çıkmasını istiyorum. Rezil, kepaze olmanı istiyorum Kazım. Senin de, seni getirenin de o sözleşmeye imza attığı için bin pişman olmasını istiyorum. Hayatında yaptığın en kötü kararın bu olmuş olmasını istiyorum.

Yazıp yazıp siliyorum. Daha fazla küfür etmeden bu yazı nasıl tamamlanır bilmiyorum. Bugün yemek yemek, gülmek, nefes almak gelmiyor içimden. Şikeden seks skandallarına kadar her türlü pisliğe imza atmış, "sahada görmek istemediğimiz" ne kadar hareket varsa hepsinin uzmanı olmuş nurtopu gibi bir Kazım'ımız var artık. Bu olay bana o kadar koydu ki, Fener'den topçu aldık diye üzülmeye fırsat bulamadım bile.

Mümkünse Ali Sami Yen'deki son maça çıkmasın ama. Olur mu ? Bari onu yapın be.