stadyum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stadyum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2011 Salı

Aslantepe'den alternatif kaçış rotaları

Dün Can arkadaşımızın Eskişehir maçı çıkışında metroda canını zor kurtardığını söylemesiyle kendimce bir Aslantepe'den alternatif kaçış rotaları dosyası hazırlayayım dedim. Artısıyla eksisiyle bu rotaları değerlendirelim. Sponsorumuz Google Earth. Görüntüler biraz eski, stad henüz bitmemiş falan ama idare edeceksiniz artık.

1 - Maç çıkışı metro opsiyonu

Maça gelirken oldukça mantıklı gözüken metronun, maç çıkışı kuyruğuna girmeyi üç maçtır gözüm yemiyor açıkçası. İnsanları parça parça almaları güzel bir fikir fakat söylenen o ki belli bir noktayı geçtikten sonra arkandaki kapı kilitleniyor. Bunu denemediğimi, bir duyum olduğunu bir kez daha belirtelim. Tabi bu durum ister istemez bir Türk insanı olarak aklıma "ya bir deprem yangın olursa ne yaparız aman yarabbi"yi getiriyor. Deprem veyahut yangın olmaması durumunda bile, metroya girmek için dışarda uzun bir müddet beklemek gerekiyor ve koşturanlar şunlar bunlar derken ciddi bir izdiham tehlikesi söz konusu, özellikle büyük maçlarda. Ayrıca muhtemelen gelen her metro tıklım tıkış olarak kalkacak, zaten Belediye'nin vaadi 6 dakikada 2000 kişi taşımak. Yani tam bir saatte bile anca 20.000 kişi ediyor, stadın %40'ı metroyu kullanmaya kalksa sonuncu taraftar bir saat sonra metroya binebilecek. Uzun lafın kısası metro sistemi biraz daha oturana kadar şimdilik uzak durulması gereken bir seçenek.

2 - Maça arabayla gelip, arabayı Seyrantepe'ye bırakmak.


Haritada sarıyla gösterilen rotayı Eskişehir maçında kullandım. Rotanın Seyrantepe ucunda çok rahatlıkla araba park edebileceğiniz, gece geç saate kadar açık dükkanların olduğu geniş bir cadde ve ara sokakları var. Bu sokakları zamanla daha da gezer, daha detaylı bir şekilde yazarız elbette. Maça giderken gösterilen yürüyüş yolunu kapatmışlardı, orada beyazla gözüken şantiyedeki metro bağlantısından yürüyerek toplamda 10 dakikalık bir yürüyüşle hedef noktaya ulaştım. Zaten aradaki mesafe bir kilometre, yani taş çatlasın 10-12 dakikalık bir yürüyüş mesafesi. Arabayı stadın otoparkına park etme opsiyonunu henüz çözemedim, ama giriş çıkışı dert olur diye düşünüyorum. Arabayla gelecekler için Seyrantepe'ye bırakma tercihi mantıklı olur, yine de ara sokağa falan bırakırsanız patlak camlar için mesuliyet kabul etmem söyleyeyim.

3 - Maç çıkışı Sanayi Mahallesi'ne yürüme opsiyonu


Rotanın ucu Sanayi Mahallesi metro istasyonu. Bu rotayı da Ajax maçından önce boşa çıkan biletimizi bir arkadaşa kavuşturmak için tepmiş bulunuyorum. Rotayı "ben oraları hiç bilmem ki ama" diyecek arkadaşlar için en basit şekilde, solunuza otoyolu alarak en dıştan şekilde yürüterek yaptım. İçeriden keserek yol daha da kısalabilir. Bu yolun uzunluğu da iki kilometre, yani bu da aşağı yukarı 20-25 dakikalık bir yürüyüş demek oluyor. Bu yolun bir artısı ise sürekli geçen dolmuşlar. Genellikle içinde yetişkin bir insanoğluna yetecek kadar hacim bulunmasa da, şanslı olanlar kendilerini içine sıkıştırabilecekleri bir dolmuşa rastgetirip kendilerini çok daha kısa sürede metro istasyonuna atabilirler.

4 - Maç çıkışı yürüyerek Maslak İtü'ye gitmek.


Aklı olan bunu denemesin. Bir kere yaptım, bir daha gerekirse metro hattından yürürüm de bu yoldan yürümem. Üç kilometre olmasına bakmayın, bir yerden sonra kaldırım maldırım kalmıyor direk otoyol kenarından, sonrasında ise hendekten yürüyerek gitmek gerekiyor. Bu yolun tek artısı yolda karşılaşacağınız ve benzer hatayı yapmış insanlarla bir ömür boyu sürecek dostluklar kurma ihtimali.

Edit: 5 - Beleşe kalkan otobüsler

Dün akşam bunu yazmayı unutmuşum nasıl olduysa. Batı tribün ve güney tribübün kesişme noktası olan yerden merdivenlerle dev bir otoparka iniliyor, stadın dışındaki çemberde rahatça görülebilir burası. Bu otoparktan şehrin çeşitli yerlerine bedava belediye otobüsleri kalkıyor. Sivas maçından sonra bu şekilde dönmeyi tercih ettik, başta Mecidiyeköy'e kadar durmayacağını iddia eden şöför daha sonra ısrarlara dayanamayıp Metrocity'de bıraktı bizi. Görebildiğim kadarıyla Esenkent'ten Ümraniye'ye kadar çeşitli seçenekler vardı, kullanımdan kaldırmazlarsa bu otobüs olayını çok faydasını görürüz.

Edit 6 - Karşıya gidiş

Can'dan gelen yazı üzerine bir de karşıya gidiş bölümü ekleyelim.

"Öncelikle Anadolu yakasına özellikle benim gibi Gebze- Tuzla gibi yerlere gidicek olanlar için maçın bitiş düdüğünü beklemek bir saat çile çekmek anlamına geliyor. Ben henüz Arenada maçın bitiş düdüğünü duyamadım. Anadolu yakasına gidebilmek için öncelikle yazının ikinci eçeneği çok mantıklı geliyor özel aracı olanlar için. Özel aracı olmayanlar ise ilk olarak maçtan 5-10 dk önce çıkıp metro istasyonuna kadar Usain Bolt vari deparı basmaları gerekmektedir. Aksi takdirde kapılar kapanıyor, 5-10 dk bekletiliyorsunuz, kalabalık artıyor turnikelerden geçiş zorlaşıyor vs vs . Metroya adımımızı attıktan sonra önce Mecidiyeköy ardından ise ya metrobüsle Söğütlüçeşme'ye oradan da tren istasyonundan trene biniyoruz , ya da Uzunçayır istasyonunda inip Gebze-Harem hattı ile Gebze'ye doğru E5'teki olur olmaz her yerde durarak uzun bir yolculuğua çıkıyoruz.
Özellikle macera aramak isteyenler Gebze-Harem seçeneğini düşünebilir. O abarth egzostlu, çelik iğneli jantlı , magirus dolmuşlarla ne hareketler yaptıklarını görmek gerçekten takdir edilecek bir durum. Tam bir aksiyon, akşam akşam saat 10-11 e kadar Gebze'ye kadar seferler var sanırım o saatten sonra dolmuşçular kafasına göre gidiyor . Son tren seferi ise Söğütlüçeşme'den 00.10 da, o ana kadar bekleyebilirsiniz. Yalnız trenler belli bir saatten sonra tenhalaşıyor ve tehlikeli bir durum oluşuyor, ben de bu yüzden maçın sonuna kadarda beklemiyorum.

Henüz denemediğim bir diğer seçenek ise Sanayi Mahallesinden geçen 500T ler. Çevre dostu ? yeşil motorlu araçlarla yolcu olsun olmasın bütün İETT duraklarında duran 500T ile yolculuk yapmak İstanbul'un olmazsa olmazlarından. Şifa mahallesine kadar geliyor.

Son olarak ücretsiz otobüslere değineyim bende. Duyduğum kadarı ile Cendere'den kalkıyormuş. Kimileri Bostancı'ya 40 dk da, kimileri ise Mecidiyeköye 50 dk da gittiğini söylüyor . Bu meçhuliyet bu otobüsleri denemeyeceğimi, en kestirme yolun bildiğim yol olduğundan vazgeçmeyeceğim anlamına geliyor.

Uzun lafın kısası yazdıklarımın pek bi önemi yok aslında çünkü stat , yollar daha tam hazır değil ve ne zaman biteceği bir muamma. Stat bitene kadar yollar otobüsler tamamıyle şekillendiğinde göreceğiz ne kadar meşaketli bir aşkın peşinden koştuğumuzu.

Evet şimdilik bu kadar geliyor aklımıza, "bak biz şöyle yaptık süper oldu" veya "aman şunu hayatta yapmayın, biz yandık siz yanmayın" şeklinde yorumlar gelirse süper olur.



Özet: Ali Sami Yen'i çok özledim.

Beşiktaş için stad tasarımı


Dün tribündergi'de denk geldim. Kartal Stadyum isimli bir sayfada, birisi kendince bir İnönü stadı tasarlamış. Açıkçası nutkum tutuldu diyebilirim, o nasıl bir şey öyle aman yarabbi. İnşallah böyle bir stad falan yapmaz Beşiktaş, kendimi tutamayıp kombine alabilirim çünkü.



Reyiz o gagayı vurur mu? Taşlığı geçer, mideye bile yollar valla topu.

16 Ocak 2011 Pazar

Bülbül - altın kafes

Bugün yeni stadımıza karmakarışık duygular içinde gittim. Heyecan vardı, merak vardı, bin tane resmini videosunu görsek de yine de bir gizemi vardı, bunların hepsinin yanında içimde Ali Sami Yen'e ihanet ediyormuş gibi bir his bile vardı. Ali Sami Yen konusunda gereğinden fazla hassasım, biliyorum. Mani olabildiğim bir durum değil, böyle olmamayı tercih ederdim gerçekten.

Her neyse konumuzdan sapmayalım, stada girişte metro kullanımı gayet rahattı. Stada ulaştığımızda kendimi biraz Olimpiyat'ta gibi hissettim, ortada kocaman bir stad var fakat etrafında pek bir şey yok. Stadın etrafı yemek yiyecek veya alışveriş yapacak yer olarak epey zayıftı, sadece bir tane ufak GS Store kamyonu, bir tane GS Store minibüsü ve bir tane de ufak dükkan vardı. Bu maça özgü tek ürün olan "Galatasaray - Ajax" maç atkısı ise saat 3 gibi bütün satış noktalarında bitmişti (bir Galatasaray pazarlama klasiği). Yiyecek-içecek yer olarak içi çok kalabalık çadırımsı bir şey vardı, orası da yiyecek-içecek mekanı mı kalabalıktan giremediğimiz için tam olarak öğrenemedik fakat öyle tahmin ettik.

Stadın dışının boya badana gibi kozmetik eksiklerine rağmen stadın içi gerçekten çok güzel olmuş. Tribünler sahaya yakın, stad parça parça değil de yekpare duruyor, bol bol tuvalet var, merdivenler geniş, önünde biri varken koltuğun sırtına basarak onun omzuna çıkıp bağırabiliyorsun falan filan. Hayalimdeki bir Estádio do Bessa veya bir Luigi Ferraris gibi değil belki ama yine de 10 numara bir stad olmuş. İçerideyken kendimizi yeni stadımızda değil de Avrupa'da deplasmandaymışız gibi hissettim hep. Sağıma soluma bakıyorum, sanki İtalyanca, Almanca yazılar görecekmişim gibi geliyor.

Stadın mimarisiyle ilgili bir tek akustiğini beğenmedim, fakat bunda stadın bir kabahati yok. Ali Sami Yen Kapalısı'nda yıllarını geçiren hiç kimseyi bu stadın akustiği memnun edemez. Kuzey tribünde 3000 kişinin bağırdığı gözle görülüyor fakat karşıya gelen gayet cılız bir ses. 3000 kişinin düzenli bağırdığı bir Sami Yen Kapalısı demek bacakların heyecandan değilse bile sesten titremesi demektir. Aynı etkiyi burada yaratmak için en az 10.000 kişiye ihtiyaç var diye düşünüyorum. Yine de Kadıköy'e nazaran bir nebze daha iyi akustiği, bunu da bağıran gürühün alt tribüne konuşlanmasıyla ve stadla çatı arasındaki boşluğun Kadıköy'e oranla daha az olmasıyla açıklayabiliriz. Bugün tribünler çok kötüydü, fakat bunu da ilk maçın şaşkınlığına verebiliriz, yoksa böyle gidersek sağlam bir deplasman tribünü kendimizi kestirir bize.

Stadın çıkışında ise metroda beklenildiği gibi biraz yüklenme ve izdiham durumu var gibi gözüküyordu uzaktan. Biraz sabredip binenler rahat etmiş ama nedense bu tip heyecanlı kalabalıktan ve sıkışıklıktan hoşlanan biri olmama rağmen bu kez gözüm yemedi metro kuyruğuna girmeyi, en fazla 30 dakka sürer diyip İTÜ'ye kadar yürüyeyim dedim. Başta çok mantıklı gözüken bu çözüm otoyolun kenarındaki kaldırımın bitmesiyle kabusa dönüştü, hatta yanımdan arabalar vızır vızır geçerken hayatımdan ciddi derecede endişe ettim. Yaklaşık 50 dakikalık bir maratonun sonunda nihayet okula varıp eve devam ettim.

Özetle stad güzel olmuş, ona lafım yok. Fakat bu hikayede biz "bülbül", yeni stadımız da "altın kafes" ise, Ali Sami Yen bütün o eskiliğiyle püskülüğüyle bizim için halen "vatan", ve bana şu an sorsalar "ver bu stadı, al geri Ali Sami Yen'i" diye, bir saniye bile düşünmezdim.

İyi kızsın, hoş kızsın, huyun suyun da güzel ama gönül bu. Ben başkasını seviyorum. Belki seninle yaşamaya alışacağız, hatta belki zaman zaman birbirimizden keyif bile alacağız ama ben sana asla aşık olmayacağım. Bunu bil, beni kabul edeceksen böyle et.

Kız güzel ama ha. / Resul

15 Ocak 2011 Cumartesi

Ali Sami Yen / Highbury

Ali Sami Yen'de son maçın oynandığı bugünlerde yaşanan duygusal ortamdan dolayı stad yıkıldıktan sonra yerine ne yapılacağı pek konuşulmasa da, yakın gelecekte bu konuya da yoğunlaşılacaktır diye düşünüyorum.

Hatırlanacağı gibi, stadın arazisi geçtiğimiz Nisan ayında yapılan ihalede 416 milyon 250 bin lira bedelle Aşçıoğlu-Nurol ortaklığı tarafından satın alınmış, ihalenin ardından bu satışın pek de "temiz" olmadığı, fiyatın düşük olduğu gibi çeşitli tartışmalar da yaşanmıştı. Akabinde de stadın yıkılmasının ardından yapılacak proje üzerine çeşitli fikirler ortaya atılmış, park, otel, konut, iş merkezi ve en çok da bunların karması büyük bir proje (şu an inşaatı devam eden Zorlu Center gibi) yapılması fikri üzerinde durulmuştu.

Stadın hemen yanındaki Likör Fabrikası arazisinin de sahibi olan Aşçıoğlu İnşaat, "İstanbul'da eşi olmayan, bölgenin yüzük taşı denebilecek araziye, şehre ve bölgeye yakışır ihtiyaca cevap verecek bir proje hatta bir eser" inşaa etmeyi planladıklarını söylemekle yetindi sadece ve proje içeriği hakkında daha fazla bilgi vermedi. Dolayısıyla bu tarihi kıymeti olan stadın yerine ne yapılacağı şu an için meçhul.

Tüm bu bilgilerden sonra, benzer bir taşınmayı gerçekleştiren Arsenal'in Emirates'ten önceki yuvası Highbury Stadı'nı terketmesinin ardından gerçekleştirilen projeden bahsetmek istiyorum.


2000 yılında Arsenal kulübü Higbury'yi bırakıp, yeni bir stad inşa edeceklerini duyurmuştu. 1913 yılı Eylül'ünde açılan, 1930'larda dönemin popüler sanat ve mimarî akımı Art Deco etkisinde Doğu ve Batı tribünleri yenilenen, II. Dünya savaşı'nda bombalanan ve 1954'e kadar kullanılamaz halde kalan başlı başına tarihî eser niteliğinde olan bu stadı terketme kararını almak muhtemeldir ki kolay olmamıştı. Ancak 80'ler ve 90'ların başında 57.000 (önemli maçlarda 60.000'e çıkan) seyirci alabilen stadın kapasitesi, Hillsborough Faciası ardından yayınlanan Taylor raporuna göre yeniden düzenlendiğinde 38.419'a düşmüştü. Bu sayı Avrupa'da Arsenal düzeyinde yer alan ve mücadele eden kulüpler arasında en düşük kapasitelerden biriydi. Bunun yanı sıra, bir endüstri olarak gelişen futbol sektörü(!)nde bilet ve maç günü gelirlerinin önemi artmaktaydı. Bu gelirlerinin düşük olması Arsenal kulübünü önemli oranda etkilemekteydi. Öyle ki, bu dezavantajı ortadan kaldırmak adına 1998-99 ve 1999-00 sezonlarındaki Şampiyonlar Ligi maçlarını o dönemde 82.000 kapasiteli olan Wembley Stadı'nda 70.000'in üzerinde seyirciye oynadılar. Bu maçlardan elde edilen gelirler ve kulübün bu yoldan elde edebileceği gelirlere olan ihtiyacı dolayısıyla daha büyük bir stada sahip olunması fikri benimsendi. Mevcut Highbury Stadı büyütülemiyordu. Zira, 3 tarafından yerleşim birimleri, 1 tarafından ise yollar ile çevrilmişti. Ayrıca Doğu ve Batı tribünleri koruma altındaki yapılar arasındaydı ve yerel halk da yıkılmasına karşı çıkıyordu.


Tüm bunlar ışığında 2000 yılında Highbury'ye yaklaşık 500 metre uzaklıkta yer alacak, 60.355 seyirci kapasiteli, Ashburton Grove adlı yeni stad projelerini duyurdular. Şubat 2004'te yeni yapının inşaatına başlandı ve artan maliyetler dolayısıyla stad ismi için sponsora arayışına girildi ve aynı yılın Kasım ayında Britanya tarihinin en büyük sponsorluk anlaşmalarından biri ile (stad açılışından itibaren 15 aylık dönem için 100 milyon sterlin) isim hakkı Emirates'e satıldı. (Bu noktaya kadar yaşananların Galatasaray'ın durumu ile çok benzeştiğini düşünüyorum.) Neticede "The Emirates" resmî olarak 26 Ekim 2006'da açıldı ve Arsenal kulübü bu harika stadda maçlarını oynamaya devam ediyor.


Gelelim Highbury'ye. Hem 93 yıllık evinizin ruhunu kaybetmeyecek, hem buradan milyonlarca pound gelir sağlayacak, hem taraftarları stadın yıkılışına şahit olmaktan kurtaracak, hem de stadı aslında yıkacaksınız. Tüm bunlara ek olarak da "ulan yemin ediyorum burası benim evim gibi ya, keşke hep burada yaşasam, burada kalsam" diyen fanatiklerin hayalini gerçleştireceksiniz. İşte Highbury Square'de tüm bunları gerçekleştirmiş Arsenal Kulübü.

Highbury Square, eski stadın arazisi üzerinde inşaası gerçekleştirilen bir konut projesi ve içerisinde 1, 2 ve 3 odalı seçenekleriyle toplam 724 adet daire bulunuyor. Az yukarıda da bahsettiğim gibi Doğu ve Batı tribünleri koruma altında olduklarından dokunulamıyor. Mükemmel bilek hareketleriyle bu tribünler güçlendirilip restore edilerek neredeyse eski hallerinde bırakılmışlar. Kuzey ve Güney tribünleri ise yıkılarak yeni konut blokları yapılmış. İçinde 475 araçlık otoparkı ve spor merkezi de mevcut. Sahanın olduğu kısımsa bahçe olarak yeniden düzenlenmiş. Yani o gollerin atıldığı, maçların kazanıldığı çimlerin üzerinden sabah koşusu yapmak mümkün. Hatta biraz uzaktan bakıldığında halen daha bir stada bakıyormuş gibi hissettiriyor.


Şimdi kendimizi şanslı bir Arsenal taraftarı olarak hayal edelim. Maç günü yatağınızdan kalkıyorsunuz, evinizde, takımınızın eski stadındasınız. Kalkıp kahvaltı ediyor, evde vakit geçiriyor ve bir kaç saat sonraki maç için hazırlanmaya başlıyorsunuz. Maç saatine yakın evden, yani staddan çıkıp, stada, takımınızın maçına, 500 metre öteye, yürüyerek gidiyorsunuz. Hakikaten bir rüya. (Proje ile ilgili daha detaylı bilgi için buradan buyrun.)

Gelelim bir de işin ekonomik boyutuna. 2005 sonunda ilk kazma vurulurken satışına başlanan dairelerden Doğu, Batı ve Kuzey tribünlerinde olanların satışı 2006 ortalarında tamamlanmıştı. Araya giren ekeonomik kriz ve etkileri, kalan dairelerin satışını yavaşlatasa da proje 2009 Eylül'ünde tamamlanıp, kullanıma açıldığında tüm daireler satılmıştı. Fiyatların 250 bin ilâ 1.5 milyon sterlin arasında değiştiğini de belirtelim. Yeni stadın 407 milyon sterlin olan maliyetinin bir bölümünü sponsorundan, fakat çok ciddi bir kısmını ise bu konutların satışından çıkarmış oldu Arsenal. Hatta 2010 sonunda yayınladıkları ekonomik bültende staddan doğan borçların tamamen temizlendiğini ve Manchester City, Chelsea 100lerce milyon sterlinlik zararlar, Manchester United bile kârında düşüş açıklarken, onlar (bu projenin de büyük katkısıyla) yıllık kârlarında yaklaşık %25'lik artış sağladılar. Bir de "bu kulüp iyi yönetilmiyor", "hiç başarısı yok", "hani şampiyonluklar?" diyenler çıkıyor ya ben ona hayret ediyorum. Adamlar hem böylesi projelerle, hem de gençlere yatırım yaparak kurdukları kadrolarıyla adeta geleceklerini garanti altına alıyorlar, varsın kısa vadede kupalar gelmesin, elbet o da olur. Ama Arsenal taraftarları da işin farkında ki şampiyonluklar gelmese de, müze dolup taşmasa da, her yıl kafaya oynayan ve ortaya da kaliteli ve heyecanlı bir futbol koyan takımlarına desteklerini hiç esirgemiyorlar.

Toparlayacak olursak, Ali Sami Yen arazisinin ne şekilde değerlendirileceğini bilmesek de, geliştirilecek projenin taraftar duygu ve isteklerinden bağımsız olacağını, ortaya çıkacak yapının da Galatasaray ile çok da alakalı olmayacağını düşünüyorum. Londra'daki gibi örnekleri görünce insan "bizim kulüpler nasıl yönetiliyor" diye düşünüyor tekrardan. Umarım ben yanılırım da zaten yüreği buruk, kalbi kırık Galatasaray taraftarının gönlünü alacak ve içine sinecek bir proje geliştirilir.

10 Ocak 2011 Pazartesi

Hoşçakal gözüm

Yarın sabah son kez akşamına Ali Sami Yen'e gideceğim bir güne uyanacağım. Hayatımda daha önce hiç hissetmedim bu hissi. Çok garip bir şey; hüzün var, ayrılık var, heyecan var, sitem var, çaresizlik var, bir yandan da bir doymuşluk var. Seni çok ama çok özleyeceğim stadların en güzeli. Şu maç hele bir geçsin, oturup uzun uzun yazacağım. Ali Sami Yen stadı için -di 'li geçmiş zaman kullanmak çok tuhaf geliyor, becerebildiğim kadar kullanmadan yazacağım. Şimdilik, hoşçakal gözüm. Ömrüm boyunca hiç söylemediğim kadar içten söylüyorum bunu: seni unutmayacağım.

7 Ocak 2011 Cuma

Estádio do Bessa


Estadio do Bessa, Portekiz klübü Boavista'nın stadı. Bu tip kutu gibi stadlara bayılıyorum, bitiyorum, ölüyorum. Stad 28.000 kişilik belki ama Aslantepe'ye de, Nou Camp'a da tercih ederim açıkçası. Sağlam bir kale arkası tribünüyle bu stadda boğamayacağın takım yoktur heralde. Alt katlar yine biraz yayvan ama üst katlar tam uçurum gibi. Neden bize de şunun biraz daha büyüğünü yapmadılar ki, illa bi tarafı oval olacak tepesi kavisli gelecek falan filan. Stad dediğin budur arkadaş. Bacaklarım titrerdi buraya çıkarken heralde.

İtiraf ediyorum, hastayım sana Estadio do Bessa.