transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2012 Salı

Beyler Yarın Transferde Büyük Gün, Haber Bekleyin

Eskiden bu iş sadece Zaytung'un bile yanında ciddi kalacağı spor gazeteleriyle sınırlıydı ama artık forumlar, twitter, facebook vb sosyal medya araçları da bu saçmalığa alet oldu. Bir şekilde yönetimle yakın bir bağı olduğunu ima edip çoğunlukla devlet istihbaratı gizliliğinde transfer söylentileri hakkında atıp tutan bir dolu abuk subuk adam var. Kimi gazeteci, kimi sadece taraftar, kiminin ne olduğu hakkında en ufak fikir yok. Açıkçası ben bu tiplere gerçekten uyuz oluyorum. Malesef kendi arkadaşlarım içinde de bunu yapan, yapmasa da bunu yapanlara peygamber gözüyle bakanlar var.


Kullanılan klişeler neredeyse hiç değişmiyor:

"Beyler, kaynak çok sağlam ancak adını açıklayamam. FB dünyaca ünlü bir yıldızı bitirmek üzere, detaylar çok yakında."

"Melo işi ya bugün ya yarın bitecek. Yarın olmazsa öbürsügün. O da olmazsa bir gün sonra. En kötü haftasonu, bilemedin bayrama kadar kesin bitecek."

"Yarın transferde çok ama çok  büyük sürprizlere gebe, bekleyin."

Neyin hesabını yapıyorsunuz arkadaşlar, varsa yüreğiniz yazın aha şu söyledi diye. "Ben yönetimde çok önemli adamları tanıyorum" gösterisi mi bu? Niye o isimler hiç açıklanmıyor? Niye yazdığınız şeylerin %90'ı palavra çıkıyor her defasında?

Bu işin kişisel boyutu, bir de olayın spor gazetesi boyutu var ki o zaten tamamen akıllara ziyan. Yazan tek bir kişi değil de bir kurum olduğu için sallamanın haddi hesabı olmuyor. Yok Ünal Aysal'ın çileği Yıldırım Demirören'miş, Tevez Cimbom'a göz mü kırpmış, Ronaldinho Fener'i Facebook'tan eklemiş, Ertuğrul Sağlam Kolo Toure'ye "Müsaitseniz bu akşam size gelmek istiyoruz" demiş, Kolo Toure kahveye bolcana tuz atmış... Eeh yeter be!

Çilek bir gün Dzeko oluyor, ertesi gün Arda. İnsua bir gün İstanbul'a geliş biletini alıyor, ertesi günü Cimbom'da İnsua şoku. Çocukluğumuz bir gün bir gazla verilip ertesi günü yalan olan transfer haberleriyle geçti ama milletin hala bunlardan bıkmamış olması da bana epey ilginç geliyor.

Benden size tavsiye, siz siz olun sonu "miş/muş" ile biten hiç bir transfer haberine pek fazla inanmayın sevgili takipçilerimiz. Transfer öyküsü futbolcu formayı giyip topu sektirmeden bit-mez!

1 Şubat 2011 Salı

o diil de #2

- Yabancı kulüpler sitelerinde devre arası yeni transferi duyururken, nedendir bilmem "...hemen etkisini göstereceğine..." (...show immediate effect...) tarzı cümleler kuruyorlar genelde. Daha evvel takibini yapmadım ama bu sözü en haklı çıkaran transfer herhalde Pazzini'dir. Etki göstermeyi geçtim, resmen takımı ipten aldı be. Takım 2 farkla gerideyken 2. yarının başında gir, 2 gol 1 penaltı ve sayısız güzel, faydalı hareket, hooop 3-2. Helal olsun be Pazzo.

- O diil de Julio Cesar daha fazla evsiz gibi görünemezmiş herhalde. Tamam anladık üşüdün de, b.kunu çıkarmasaydın keşke.


- Sunderland'e de helal olsun. Bent'i Aston Villa'ya bir güzel ittirdikten sonra gelen parayı akıllıca harcadılar. Sessegnon ve Muntari ile takımın orta sahası onlar gelmedenkinin en az iki katı daha kaliteli hale geldi. Sessegnon'un Gyan-Campbell ikilisine vereceği destek de Bent'in yokluğunu aratmaz bence. Steve Bruce da ara trasfer döneminde yapılan hamlelerden mutluyum demiş. E bir de olmayaydın.

- Beşiktaş gençlerine üzülmemek elde değil. Önce Ersan, şimdi Cenk tam form tutmuşken böylesi uzun süreli sakatlıklar can sıkıyor hangi takım adına olursa olsun. Dedik ya önce futbolseveriz. En çok Ersan'a üzüldüm. Zira -popülist ya da değil- Türk Millî Takımı'nı seçmekle ilgili güzel açıklamalar yaptığı, A Millilerin defans hattına iyi ve kaliteli bir alternatif olarak ortaya çıktığı ve de çok iyi form tuttuğu dönemde olmasaydı keşke, ama kısmet. İkisi de en kısa sürede iyileşirler inşallah.

- Beşiktaş'ın taraftarına da üzülmemek elde değil. 17'de 17 deyip, daha 2. dakikada tökezlemek fena oldu. Tam da hepsi kendilerini inandırmışlarken.

- Asıl Bursa çalıştı, çabaladı, didindi, inat etti, aldı Altidore'yi. Azimle s.çmak bu olsa gerek. Transferde daima tok satıcı olan Villareal betonunu deldiler. Satın alma opsiyonunun olup olmadığına dair bir bilgiye erişemedim ama inşallah öyledir. Asıl anlamadığım Avrupa'dan elendin, geçen sene ligi kazandıran forvet hattın duruyor, ona Miller'ı da ekledin, Altidore'yi nerene ne yapacaksın sevgili Ertuğrul. Vardır bir bildiğin de, o bildiğinin ne olduğunu merak ettim biraz.

- Bu Brezilyalılar da memlekete dönme işinin suyunu çıkardılar iyice. Eve Dönüş tarzı bir yasa falan çıkardılar da bizim haberimiz yok galiba. Yakında Kaka, Maicon, Julio Cesar falan da gidecek herhalde. En son Sp. Lisbon'daki Liedson, Roberto Carlos'lu, Ronaldo'lu Corintihans'a dönmüş. Bu arada Corintihans, Corinçaa diye okunuyormui onu öğrendim geçen.

İkidir böyle futbol endeksli oluyor ama transfer sezonunun son dakikaları olmasına verin artık. Yarından itibaren bu köşemizde başka konu ve konuklara da yer vereceğiz.

Adu neymiş? Adu.

"Büyük yetenek olacak", 10 yaşında Inter'den milyon dolarlık transfer teklifi ve annesinin reddetmesi, 14 yaşında Nike ile sponsorluk anlaşması, annesinin telkiniyle millî takımda Gana yerine Amerika tercihi, 16 yaşında Amerika Futbol Ligi'nde 1. sıradan draft edilmesi, bu ligde gol atan en genç oyuncu olması, 18'inde 2 milyon dolara Benfica'ya gidiş, oradaki hocalarını çok etkilediğıne dair çıkan haberler, sırasıyla Monaco, Belenenses ve Aris'e satın alma opsiyonuyla kiralanması ve her sezon sonunda tırıs tırıs Lisbon'a dönüş, derken Rizespor...


Ulan Adu nasıl yalan oldun be abisi. Bir patlama, sıçrama, kendini gösterme ancak bu kadar yapılamaz. Ve bir anne evladını ancak bu kadar baltalar. Sal gitsin Inter'e. Aha bak 1 yaş küçük Balotelli nerelere geldi. En kötü Martins olurdu. Bir de Amerika tercihi. Yani Gana bir sonraki Dünya Kupası'nı alabilir diyoruz, jenerasyon diyoruz. Vur kafanı duvarlara.

Hoş ne olursa olsun FM'de yine almayacak mıyız? Elbette. Yine alır wonderkdid yaparız icabında. Tamam yetenek baki de, şu altteki fotoya bakıp, ilk zamanlarda söylenenleri düşününce... Ama 22'inde çöktün be hacı. Neyse bir Emenike olursun belki. O da birşey...


Bir de dikkatimi çeken bir şey var. Adam sürekli olarak doğuya doğru hareket halinde. Amerika'dan Portekiz'e, oradan Fransa, Yunanistan ve Türkiye. Böyle giderse 30'unda yine eve dönebilir.

Başlık da Rize'den bir diyalog. Kahvehanede Rizespor'a gönül vermiş amcalar konuşuyor.

x: Yeni pir topçi almişuk.
y: Adu neymiş adu?
x: Adu.
y: He onu diyrum adu neymuş?
x: Adu Adu.
y: @£#$½&%

Tun-chaiy Shon-li

Middlesbrough'daki ilk idmanından evvel kulüp yönetiminin basın mensuplarına dağıttığı notlarda yazan şekliyle isminin okunuşu. Fener'den ayrılması, Middlesbrough'a gidişi, daha iyisini yapabileceğine inandığım için buna anlam verememem, Middlesbrough'da 2 sezonda neredeyse efsane mertebesine yükselemesi, Stoke City'ye gitmesi, bu kadar sevildiği kulüpten 2.ligde bile olsa ayrılmasına anlam verememem, Stoke'ta oynatılmaması, üzülmem, oynatılmamasına anlam verememem ve bugün gelen haber.

Sakaryaspor'da oynadığı günlerden beri bildiğim, tanıdığım ve takip ettiğim Tuncay, Fener'den ayrıldıktan sonraki kariyerinde nihayet doğru ve akla yatkın bir transfer yaptı, yapabildi, yüzümüzü güldürdü.


Tuncay nihayet eli yüzü düzgün, kütür kütür oynayıp kendini daha rahat gösterebileceği bir Avrupa kulübüne geçti. Hem Bundesliga'daki oyun temposu ve stiline, hem de Steve McClaren'ın oynatmak istediği düzene olan uygunluğu ile başarılı olacağını düşünüyorum. Borges olayı çok güzel incelemiş, daha anlatmaya lüzum yok.

Wolfsburg'da Dzeko'nun gidişiyle taraftarın yaşadığı hayal kırıklığını performansıyla giderip yine oynadığı takımı destekleyenlerin sevgilisi olur inşallah. Bu arada Ramazan Amca'mın da dediği gibi "yavaş yavaş Fener'e yaklaşıyor" sanki. Bu kontratın bitiminde ya Kadıköy'de ya da Adapazarı'nda görürüz herhalde deparcıbaşını.


O diil de Wolfsburg'da Dzeko'dan gelen parayla çılgın attı be transferde. Helmes, Polak ve Orozco gibi FM yıldızlarını da kadroya kattılar. Artık daha da işe yaramazsa topluca bir duşa girsinler. 2 sezon önce şampiyon, şimdi sefalet. E her takımda bir Magath yok tabii.

Yürü "Kid", Adamın Asabını Bozma

Selim söylemiş ama az bile demiş. Oldu mu be El Nino, yakıştı mı? Sen değil miydinAtletico'dayken kaptanlık pazubandının içine Liverpool aşkını yazdıran, sen değil miydin hayalini yaşadığını, bu kulüpte kahraman olmak istediğini söyleyen. 3,5 sene miymiş yani Liverpool aşkın? Başarısız olunca gitmek miymiş herşeyden önce taraftarlık? Yani aslında ne Liverpool taraftarıyım Selim gibi, ne de Torres'e özel bir sevgim ve ilgim var. Ama kendini, sözünü, karakterini paraya satana hiç bir noktada tahammül edemiyorum. Selim büyüklük etmiş, ama ben gollerini de izlemem artık. Bir David N'gog'dan kıymetsizsin benim gözümde. Hadi yolun açık olsun. Ama blogun yolları sana tamamen kapalı. (Fare dağa küsmüş...)

Hem zaten o mavi forma da buna yakışmaz ki. Olmaz yani. Taş yerinde ağır diye bir laf var arkadaş. Al işte yakışmamış.


Bu arada Dalglish'e helal olsun. Efsane olmak neymiş gösterdi Torres'e. Kulüpten başarısızlık, kupasızlık ve para için ayrılacak olana ihtiyacının olmadığını, kim olursa olsun Liverpool'un böyle tavırlara tahammülü olamayacak kadar büyük bir kulüp olduğunu daha güzel anlatamazdı herhalde. "Ya ben gidiceeem" diye ağlayana yüz vermediği gibi aha kapı orada dedi. İnşallah anlamıştır dingil.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Adios 'Nando

Liverpool'dan bahsederken, Gerrard ve Torres'in dışında "şu takımda olmasa eksikliği hissedilir" diyebileceğimiz bir oyuncu yok demiştik. Tam Luis Suarez geldi, ilerde bu ikili can yakar diye düşünürken bugün Liverpool resmi sitesine düşen haber evlere ateş düşürdü. Klüp, Chelsea'nin önderdiği bonservis bedelini kabul etti. Başka bir deyişle, Torres artık mavilerden.

Çok uzun zamandır huzursuz olduğu belliydi. Bana gerçekten çok garip geliyor, Liverpool'da oynayan bir oyuncu daha ne isteyebilir ki? Liverpool ya, tarih desen tarih, şehir desen şehir, stad desen stad, taraftar desen taraftar, say say bitmiyor güzellikleri. Daha başarılı bir takıma mı gitmek istiyorsun, o zaman evvela oynadığın formanın hakkını sonuna kadar vereceksin. Premier Lig şampiyonluğu mu görmek istiyorsun, o zaman evvela neredeyse 20 yıldır şampiyonluk hasreti çeken camiana o zevki yaşatmak için elinden geleni yapacaksın. Torres malesef uzun zamandır bunu yapmıyordu.

Yine de (saçları sarı olduğu için olabilir) benim o kıpkırmızı Liverpool formasına en çok yakıştırdığım adamlardan birisiydi. Suarez gelince belki forma rekabeti falan derken kendine gelir, eski Torres olur diye içimden geçiriyordum ama olmadı işte.

Atletico Madrid, Liverpool, İspanya; Torres'i hep sempati duyduğum ve rekabetlerinde tercih ettiğim takımlarda izledim. Malesef artık desteğimi kaybettin Fernando, üzgünüm. Yine de yolun açık olsun, güzel goller atarsan açar izlerim falan ama daha fazlasını bekleme. Resul de aynı fikirdedir diye düşünüyorum. Blogun yolları artık sana kapalı.


Abla kendini kesmiş diyorlar...

29 Ocak 2011 Cumartesi

o diil de #1

Bu da bloğumuzun içerik yapılanmasına uygun, genelde futbol ama aslında herşeye dair kısa notlardan oluşan serimiz. Bunu da ders çalışırken buldum. Evet.

selim döndüğünde bloğu bambaşka bulacaksın. İskender ye. Kestane şekeri getir.

- Gitti, gidiyor, gideyazdı, gitsin, gitmesin derken en nihayetinde Luis Suarez yaklaşık 26 milyon Euro bedelle Kop tribününü coşturmaya gidiyor. Babel de aynı saatlerde Hoffenheim uçağına bindi. selim'in de bahsettiği kadrodan çıkarıldığında takımı etkileyecek adam sayısı 1 artmış oldu. Katkı yapacağı kesin, ama önemli olan o katkının bu sezon bitmeden gelip gelmeyeceği. Benim içimde Torres'le süpersonik bir ikili olacaklarına, Kuyt'un ve Steven Başgan'ın da desteğini alıp King Kenny'yi mutlu edeceklerine dair bir his canlandı ama bakalım, kısmet. (bu yorum kısmetle biter mi lan)

- Ya bu Sevilla nasıl transfer yapıyor biri bana izah etsin. Rakitic'i 1,5 milyona, Medel'i de yaklaşık 5 milyona almak nedir yahu. Aziz Başkan uyuma. 6-7 milyona 2 yüksek potansiyelli oyuncu almak neyin nesidir, nasıl bir başarıdır. Biri bana izah etsin. Adamlar resmen FM oynuyor. Medel 23, Rakitic daha 22 yaşında be. Çüş; helal olsun (karışık duygular içersindeyim ey dost). Rakitic'i İspanyol defansları biraz hırpalar muhtemelen ama bu sayede hızını daha etkili kullanmayı öğrenip, güçlenir de herhalde. Bu transfer Rakitic için de çok hayırlı oldu bence.

- Neden dersen? Schalke sezon başında Rakitic'in gerçek mevkisine At. Madrid'den Jurado'yu almış, Raul'e 2. forvet pozisyonu verince de Rakitic mecburen kendi yarısına daha yakın oynamaya başlamıştı. Bu onun performansını ve takım içindeki memnuniyetini düşürmüş, gelişimine de sekte vurmuştu. Adam daha 22 yahu. O yüzden gitti iyi yaptı.

- Schalke yukarıda bahsettiğim dizilimden dolayı orta sahada bir zaafiyet gösteriyordu. Peki Magath ne yaptı? Şu an yer aldığı müsabakalarda istediği noktada olmayan, herhangi bir seviyedeki (yani en yükseğinden en düşüğüne) bir Avrupa takımının yapması gereken şeyi yaptı. Gidip Anthony Annan'ı aldı. Bir sonraki Dünya Kupası'nın en etkili takımlarından olacağına inandığım Gana'nın muhtemel kaptanına, yeni Appiah'ına, Alex Ferguson'un da ifade ettiği gibi Avrupa'nın en gelecek vaad eden ön liberosuna yatırımını yaptı. Helal olsun adama. Eski, yeni, genç, yaşlı, yerli, yabancı, adamın her hamlesi doğru nerdeyse. Dünyanın en underrated hocası kesinlikle Magath. (Şu underratedın Türkçesi ne olabiler bir deyin bakayım)

- Inter'in forvet hattı geçtiğimiz 10-15 yılda hep kalabalık ve çok kaliteli oyunculardan kurulu olmuştur. Bazı dönemlerde takımın geri kalanı ile hücum oyuncuları arasında kalite uçurumu oluştuğu bile söylenebilir. Ronaldo, Vieri, Zamarano, Recoba, Kral Hakan Şükür forvet grubu bence en iyisiydi. Ama sanırım artık bu kararımı gözden geçirmem grekebilir. Zira Pandev, Milito, Eto'o ekibine şimdi bir de Pazzini eküri oldu. 12 milyon Euro'ya ek olarak Inter altyapısından çıkan en kısır forvet Biabiany'de Cenova şehrine gidiyor. Bir başka genç, Caldirola'da sezon sonunda ona katılacak. Sampdoria'nın forvet hattının akıbetini de daha sonra yazacağım ama Inter'in hücum hattı artık öldürmez, süründürür. O kadar diyeyim. 7 numara da yakışmış Pazzini'ye.

- Mahamadou Diarra Monaco'ya, Lass 6 numaralı formaya, Mesut da 10 numaraya geçiş yapmış. 10 numara olmuş. Yakışır.

- Real'de 23'ü de artık Adebayor terletecek. Bu transferin iki farklı yoldan faydalı olabilieceğini düşünüyorum. Ya Adebayor arkasındaki kaliteli orta saha ve Ronaldo + Mesut/Kaka formasyonlarından biriyle inanılmaz bir uyum yakalayıp kendini bulacak, ya da Benzema gazlanıp O.Lyon günlerine dönecek. Sanki 1.si daha makul gibi ama tabii hiçbiri de olmayabilir. Olursa ekime kadar, olmazsa...

- Dünya basını Barcelona'ya genç bir sol bek kitleme peşinde son bir haftadır. Önce bizim Atilla Turan, şimdi de Yuto Nagatamo diye bir Japon. Haberin gerçekliği tartışılır ama yükselen Japon oyuncular ve Kagawa-san'ın ilk yarı şovu, Barcelona için bile Japon oyuncu söylentileri çıkartacak düzeye gelmiş. Ben bunu anladım. Evet.

- Ulan Busquets, ben seni istemedikçe inadına orada duruyorsun lan. Dünyanın en iyi orta sahasındaki kabızlık gösterisi 2015'e kadar devam. Ulan bir insan sırf altyapıdan geldiği, Katalan olduğu ve yanındakilere ayak uydurabildiği için bu kadar mı ödüllendirilir. Yanarım yanarım, Mascherano Reyiz ile Genç Semih'e yanarım.

- Harry Redknapp, Pienaar da gelince "bana müsaade" diyen Kranjcar'a "dur daha karpuz keseceğidik" demiş. Ulan bir pozisyona bu kadar mı kaliteli oyuncu doldurulur arkadaş. Modric, van der Vaart, Kranjcar ve Pienaar. Adam haklı beyler. Sal gitsin Harry. Ama "o bana lazım" demiş. Artık neresine monte edecekse. Takımın tabii.

- Son olarak yıllardır aşina olduğumz Hollanda doğumlu kardeşimiz Oğuzhan Özyakup'a kulübü Arsenal sözleşme uzatma talebinde bulunmuş. Helal olsun. Bu gurbetçi gençler içinde en akıllı olan ve bunu bariz bir şekilde belli eden kesinlikle Oğuzhan. Arsene Wenger'in iki eliyle yapıştığı, Hollanda'da oynadığı her yaş grubunun kaptanı olan ve bütün otoriteler tarafından gelecekte Portakalların sahadaki lideri olacağı söylenen Oğuzhan'a tekrar helal olsun. Dediğin gibi yap kardeşim, sakın Türk Milli takımını seçme. Seçme ki heba olmayasın. Biz elbet bir şekilde yolumuzu buluruz. Sen keyfine bak. Bize de uzaktan keyifle izleyip, inceden böbürlenmek kalsın senle aynı kanı taşıdığımız için. "Yeni Bergkamp'ın kanı benimkiyle aynı" desek de yeter.

Öperler.

12 Ocak 2011 Çarşamba

120M - 2/6

İlk yazıda Tomas'ı yazmıştım. Seriye devam edelim.

HAİM MİCHAEL REVİVO

2000-01 sezonu öncesinde Fenerbahçe’de büyük bir çalkantı yaşanmıştı. Aziz Yıldırım’ın başkanlığa gelişinden sonraki ilk iki senede ligde sırasıyla elde edilen 2.lik ve 4.lük dereceleri yeterli görülmemiş, Aziz Yıldırım’ın koltuğu sallanmaya başlamıştı. Takımda büyük bire revizyona gidileceği hissediliyordu.

Bunun üzerine son sezonu 3 hocayla (Rıdvan Dilmen, Zdenek Zeman, Turan Sofuoğlu) tamamlayan takımın başına Milli Takım ile 2000 Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek final oynayan Mustafa Denizli getirildi. Takımda yer alan 14 oyuncu başka kulüplere satıldı veya kiralandı. Ve toplamda 30.000.000€ (yazıyla otuz milyon euro) harcanarak tam 13 oyuncu transfer edildi ve 6 genç de altyapıdan A takıma katıldı (genç Semih bunlardan biriydi). Bu oyucular içerisinde en pahalı olanı 6.600.000€ bedelle İspanya La Liga ekibi Celta Vigo’dan alınan Haim Michael Revivo’ydu.

Revivo o dönem futbolda çok da ismi zikredilmeyen İsrail’in Eyal Berkovic ile en büyük futbolcularından biriydi. Ülkesinin Maccabi Haifa takımında geçirdiği 2 sezonda 57 maçta 45 gol atmış, üst üste 2 kez gol kralı olmuş ve ligin en iyi oyuncusu seçilmişti. Bu performansıyla gittiği Celta Vigo’da 4 sezonda 99 maça çıkmış ve 25 gole adını yazdırmıştı. Artık adı, La Liga’nın da kalburüstü 10 numaraları arasında sayılıyordu.

Fenerbahçe’ye geldiğinde kendisinden beklenenler çok fazlaydı. Takımın o sezonki en pahalı transferi olması, FB’nin yıllardır Hagi’ye karşılık olarak kaliteli bir 10 numara veya takımı yönetecek bir isme sahip olmaması, kaybedilen şampiyonluklar, Galatasaray’ın hegemonyası gibi birçok etmen Revivo üzerindeki baskıyı arttırıyordu. Gelişiyle, isminin İbranice’deki karşılığı gibi, takıma “hayat” getirmesi bekleniyordu belki de. Ancak o rahat yapısı, kendine güvenli oyunu ve müthiş zekâsıyla tüm bunların altından kalkmasını bildi.

Daha Fenerbahçe formasıyla çıktığı ilk lig maçında Kocaelispor’a golünü attı.Taraftarın arzu ettiği, takımı sahada yöneten ve zor anlarda tabiri caizse sazı eline alan 10 numara olmuştu. Sezonun ortalarından itibaren Kennet Anderson ve özellikle Serhat Akın ile yakaladığı uyum adeta parmak ısırtıyordu. Ara ara sakatlık ve formsuzluklarla sekteye uğrayan ama genel olarak mükemmele yakın performansı ile sezon sonunda takımın elde ettiği şampiyonluğa 14 gol ve 9 asist ile en çok katkı sağlayanların başında geliyordu. O sezon sonunda hakkıyla 2001 yılının en iyi yabancısı ödülünü aldı.

Nerdeyse tüm taraftarların sevgilisi oldu. Sahadaki performansına ek olarak saha dışında da düzenli aile yaşantısı, mütevazı, akılcı ve sempatik tavırları ile takım içinde de çok sevilen ve sayılan biri olması ve taraftarla geliştirdiği iyi diyalog sayesinde Ogün’ün ardından 2. kaptanlığa getirildi.

Kadıköy’deki 2. sezonuna da Samsunspor karşısında hat-trick yaparak başlayan Revivo, ilk sezonda ortaya koyduğu form grafiğinin bir benzerini (lige formda başlangıç, devre arasına kadar rölantide, kalan yarıda ise yüksek, gollü performanslar)sergileyerek seviyesini korudu. Bu performansıyla kaydettiği 13 gol ve 7 asist, takımın Avrupa’da sıfır çekmesi, Mustafa Denizli’nin istifası ve bunlar gibi bir takım olumsuz etkenle birleşince takımın şampiyonluğu yakalamasına yeterli olmadı ve takım sezonu Galatasaray’ın 3 puan gerisinde 2. tamamladı.

Aziz Yıldırım’ın lig 2.liğini başarısızlık kabul eden zihniyeti dolayısıyla yine transferde büyük harcamalar yapıldı ve Arjantin ile Dünya Kupası’nda boy gösteren Ariel Ortega ( River Plate’ten 6.500.000€ bedelle alındı.) başta olmak üzere bir dizi transfer yapıldı. Ortega ve Revivo aşağı yukarı aynı bölgenin oyuncuları olmalarına rağmen hazırlık maçlarında Lorant bu iki ismi beraber oynattı ve verim almayı da başardı. Sadece 7 hazırlık maçında 8 gol 2 asist kaydetti. Ancak 2002-03 sezonu başladığında bu ikili aynı performans ve uyumu lige taşımayı başaramadı. Lorant da Ortega’yı Revivo’ya tercih etti ve ona daha çok şans verdi. Bunun üzerine Revivo huzursuz olduğunu belli eden açıklamalar yapmaya başladı, formu da gözle görülür biçimde düşmüştü. Devre arasında takımdan ayrılmayı kafasına koyduğunu da çok geçmeden basına açıkladı.

Sezonun devre arasına yaklaşılırken alacaklarına karşılık bonservisinin verileceği ve Bundesliga takımlarında Hamburg’a transfer olacağı konuşuluyordu. Ancak Hagi’nin futbolu bırakmasıyla yeni bir 10 numara arayışına giren Galatasaray ani bir transfer hamlesiyle Revivo’yu renklerine bağladı. Bu transfer de Hagi’nin jübile yaptığı dönemde sarfettiği “Türkiye’de yerimi doldurabilecek futbolcu Revivo’dur.” sözleri de etkili olmuştur belki de kim bilir, ama Fenerbahçe taraftarının en sevdiği oyunculardan olan Revivo 82 maçta 34 gol ve 24 asistlik performansıyla Kadıköy’den ayrıldı.

Türkiye’ye alışmış olmasının da etkisiyle yeni takımına çabuk uyum sağlasa da artık futbol oynamaya karşı çok hevesli olmadığı hissedilebiliyordu. Yine de Galatasaray formasını giydiği ilk lig maçında Bursaspor ağlarına 3 gol bırakmasını bildi. Ancak daha sonra “kendisinden haber alınamadı” ve oynadığı diğer 12 lig maçında istenen performansı sergileyemedi. Toplamda Galatasaray formasını giydiği 15 maçta kaydettiği 5 golle Türkiye macerasını noktaladı.

Sezon sonunda doğduğu şehrin takımı olan F.C. Ashdod’a transfer oldu. Orada geçirdiği 1 senenin sonunda futbolu bıraktığını açıkladı. Milli takım kariyeri boyunca da 67 maçta 15 gol kaydetti. Şu anda başarılı bir iş adamı olarak İsrail’de yaşantısını sürdürüyor ve satın aldığı F.C. Ashdod takımının da başkanı. Hatta bu kulübün renklerini de satın aldıktan sonra sarı-kırmızı olarak değiştirmiştir.

Her biri diğerinden güzel, jeneriklik frikik golleri, gollerden sonra attığı taklaları ve sevincini saha kenarındaki engelli taraftarla paylaşması, boynundaki zinciri saha dışında sessiz sedasız yürüttüğü hayır işleri ve sempatik tavırlarıyla Türk futbol tarihinde ve taraftarların anılarında yerini almıştır.

8 Ocak 2011 Cumartesi

120M - 1/6

Kazım’ın transferini müteakip bugünlerde, son 10 yılda 120M ile Kadıköy-Mecidiyeköy hattı seyahatini kimler yapmış, kim direk gitmiş, kim bir yerlere daha uğramış da öyle gelmiş, neler olmuş, ne yapmışlar, şimdi nerelerdeler, 6 yazılık bu mini seri ile bir hatırlayalım.

STJEPAN TOMAS

2003-04 sezonun başlamasına az bir zaman kala İtalya Serie B ekiplerinden Como’dan (edit: 1.000.000€ bedelle) kiralandığında neredeyse kimse adını bile bilmiyordu. Bilenler de muhtemelen 2002 Dünya Kupası’nda Hırvatistan formasıyla oynadığı grup maçlarından biliyorlardı. Zira İtalya kariyeri öyle çok da adını duyurmaya yetecek düzeyde değildi. Hatta bundan dolaylı daha Fener’e gelmeden gitsin diyenler bile vardı.

Gel gelelim, Fenerbahçe formasıyla bir haftada çıktığı Gaziantep ve Olimpiyat Stadı’nda 2-2 biten (Prates, şut, Hakan Şükür, surat, gol) Galatasaray maçlarında iyi performanslar sergileyerek gözümüze girmiş ve ülkede de adını duyurmuştu. Defansta kontrollü, dengeli, güvenli ve kaliteli oyunu ile tekniği çok kuvvetli olmasa da her maç kesici rolünü çok iyi yerine getiriyor ve taraftara da güven veriyordu. Gerek Servet, gerek de Fabio Luciano adlı insan irisi arkadaşlarla iyi bir uyum yakalamıştı. İyi oyununa rağmen sergilediği mütevazı tavırları da tribünlerin gönlüne yerleşmesini sağladı. O sezon kazanılan şampiyonlukta da van Hooijdonk’tan sonra en çok katkı sağlayan yabancı oyuncuydu.

Derken, oyundan alındığı bir maçta (edit: selim hatırlattı, Adanaspor maçı) kenara gelip formasını yere atması ve bunu takiben medyanın gazlaması, kulübün kodamanlarının da formaya saygısızlık söylemleri ile yabancı kontenjanı birleşince bileti kesildi ve sözleşmesi uzatılmayıp bonservisi Como’dan alınmadı, üstelik “sezon sonunda kulübümden ayrılsam da Türkiye’de kalmak istiyorum” demeçlerine rağmen. 1 sezonda oynadığı 27 maçla ve nerdeyse hiç düşmeyen performansıyla Fenerbahçe’den ayrıldı.

Tüm bu gelişmelerin ardından, savunmasında kariyerinin sonuna yaklaşan ve artık tamamen iman gücüyle oynayan Bülent Korkmaz ve Rigobert Song’tan başka pek de kaliteli alternatifi bulunmayan Galatasaray, ülkeye uyum sağlamış ve performansı lig ortalamasının çok üzerinde olan bu adamı kaçırmadı.

En başta Fenerbahçe’den transfer edildiği için çatlak sesler çıksa ve kafalarda soru işaretleri olsa da, performansıyla tüm bunları yok etti. Özellikle Song’la yakaladıkları uyum bir yandan Galatasaray taraftarını coştururken, bir yandan da Fener taraftarının yüreğini buruyordu.

Galatasaray’da üç sezonda 98’i lig olmak üzere toplamda 120 maçta saha da yer aldı. 2005’teki Türkiye Kupası ve 2005-06 sezonundaki şampiyonluklarda önemli rol oynadı. Sezon sonunda Hasan Kabze ile beraber Rubin Kazan’a transfer oldu.

1 sezonluk Rusya macerası ardından tekrar ligimize dönüp Antep’te dört maç oynayıp devre arasında takımdan ayrıldı ve 2009-10 sezonunu boş geçirip bu sezon başında Bucaspor ile anlaştı. Ama orada da tutunamayıp 1 maç oynadı ve 25 Kasım günü yaptığı açıklamayla profesyonel futbol yaşantısına nokta koydu. Bu sürede Hırvatistan milli takımıyla da 49 milli maça (bunların 23’ü Türkiye’de oynadığı süre boyunca) çıktı.

Mükemmel zamanlamasıyla yaptığı kayarak müdahaleleri ve sonrasında üstü başı dağılmış, şortu toplanmış halde yürüyerek yerine dönüşü ve Galatasaray’la kazandığı şampiyonluk sonrası statta donuyla kalarak attığı tur hala akıllardadır.

6 Ocak 2011 Perşembe

Kazım Kazım

Güzel kardeşim Selim, Kazım'ın 1. köprü üzerinden yaptığı seyahate Mecidiyeköy'den bir bakış atmıştı. Ben de olay Kadıköy'den nasıl görünüyor diye bakıp, bu arada Kazım dingiliyle ilgili de bir iki laf edeyim.

Öncelikle Kadıköy'de ufak bir bayram havası var (inşallah terse dönmez), bu düzen bozucu, yaramaz okul çocuğu kıvamındaki zihinsel gelişime sahip arkadaş gidiyor diye. Her ne kadar potansiyeli ve aralarda iyi maçlar çıkarmışlığı da olsa, tam bir şopar olduğu ve bu potansiyeli istikrarlı ve ciddi bir biçimde asla sahaya yansıtamadığı için gidişinde bir sakınca görünmüyor.

Halbuki Zico döneminin ortalarından itibaren ara ara ortaya koyduğu sağ kanat performansları ve son Daum döneminde ileri uçta tek adam olarak oynadığı maçlarda yakaladığı seviyeyi (hiç sahip olmadığı bir özellik olan) istikrar ile muhafaza edebilseydi, kadroda yer alması güven veren ve rotasyona girerek takımın kullanışlı parçalarından biri olan bir oyuncu olabilirdi. N'apak, kısmet değilmiş. Ama hatırlıyorum da Sheffield'dan ilk geldiğinde ufak bir efsane yaratmıştı kendi çapında, "Abi şu yeni gelen çocuk var ya, hem kanat, hem forvet arkası, hem de forvetmiş. Yeni Tuncay'ımız olur herhalde.", "olum İngiltere'deki hocası Kazım'ı sattılar diye ağlamış lan", "aga youtube'da videoları var süper herif ya", "Coca Cola Championship'te harikalar yarattığı için lakabı Coca Cola Kid'miş herifin" gibisinden diyaloglar forumlara ve sohbetlere meze olmuştu.

Gelelim "Galatasaray'da iş yapar mı?" sorusuna. Bana kalırsa mevkisi ve tarzıyla Kazım, Pino'dan hallice duruyor kağıt üstünde. Ama Fener'de yapmadığı veya yapamadığını becerir de işi ciddiye alıp, istikrarı da yakalarsa ortalama 50 dk.lık sürelerle GS'a faydalı olabilir. Ama bana öyle geliyor ki ciddiyet Kazım'ın lugatında olmayan bir sözcük. Bir de kendisine verilecek garanti paranın fazla oluşu bu hıyarı çalışmaktan ve oynamaktan daha da soğutur gibime geliyor.

Aslında gönlüm bir yandan da tekrar işe yara hale gelsin istemiyor değil, zira milli maçlarda da çok işimize yarayabilcek meziyetleri olan bir eleman. Ama bakalım zaman neler gösterecek.

Sonuçta,ilk geldiği zamanlarda FB'nin Galatasaray'ın elinden kaptığı mükemmel bir genç yetenek olarak lanse edilip "Fener'den Cimbom'a gol" başlıkları atılmıştı. Bakalım GS bu transferle skoru eşitleyebilecek mi?

4 Ocak 2011 Salı

Colin Kâzım Richards

http://www.galatasaray.org/futbol/futbol_as/haber/8883.php

Ciddi ciddi bu adamı aldık. Bir de yaramaz ilkokul öğrencileri gibi en son paragrafa saklamışlar, az daha görmeyecektik sizi gidi haylazlar sizi !

Hayatım boyunca ikinci kez bir transfer haberi tam karnımın ortasına yumruk yeme hissi yaratıyor. Birincisi de Emre'ninkiydi. Keita'yı Galatasaray değerlerine sahip değil diye gönderen, Misimovic'i disiplinsiz diye kadro dışı bırakan ey yönetim, ey teknik heyet. Hangi yüzle aynaya bakabiliyorsunuz ? Hayatımızın aşkını mahvettiniz, sıçtınız sıvadınız bugün üstüne bir de tüy diktiniz. Hayatımda ilk defa o formayı giyecek bir oyuncunun ciddi ciddi başarısız olmasını, topu her ayağına aldığında topun ayağına dolanmasını, yaptığı ortaların taca çıkmasını istiyorum. Rezil, kepaze olmanı istiyorum Kazım. Senin de, seni getirenin de o sözleşmeye imza attığı için bin pişman olmasını istiyorum. Hayatında yaptığın en kötü kararın bu olmuş olmasını istiyorum.

Yazıp yazıp siliyorum. Daha fazla küfür etmeden bu yazı nasıl tamamlanır bilmiyorum. Bugün yemek yemek, gülmek, nefes almak gelmiyor içimden. Şikeden seks skandallarına kadar her türlü pisliğe imza atmış, "sahada görmek istemediğimiz" ne kadar hareket varsa hepsinin uzmanı olmuş nurtopu gibi bir Kazım'ımız var artık. Bu olay bana o kadar koydu ki, Fener'den topçu aldık diye üzülmeye fırsat bulamadım bile.

Mümkünse Ali Sami Yen'deki son maça çıkmasın ama. Olur mu ? Bari onu yapın be.

Necati ? Kazım Kazım ???

Bugün duyduğum bu transfer söylentisi beni can evimden vurdu. Bu iki ismin Galatasaray'la anılması bile insanın midesini bulandırmaya yetiyor. Necati eskiden iyi topçuydu tamam da, 2004-2005 sezonundaki performansını asla yakalayamadı. Hakikaten neydi o sezon yahu, dömi voleler, rövaşatalar, uzaktan çatala asmalar, ara paslar kenardan bindirmeler falan filan. Ne yazıkki bizde kaldığı her sezon biraz daha kötü oynamayı bir şekilde başardı. Taraftarla da asla yıldızı tam olarak barışamadı; Konya dönüşü uçaktaki olaylar olsun, Fener'i 3-2 yenip elendiğimiz kupa maçında kapalı tribüne gelip yaptığı el kol hareketleri olsun, Galatasaray'a geldiğinin üçüncü günü çıktığı maçtan sonra "hakemler zaten bütün sene hakkımızı yedi" gibi samimiyet timsali demeçleri olsun asla aklı başında taraftarın görmek istemeyeceği ne kadar iş varsa imza attı. Özetle antipatik olmak için ne lazımsa yaptı, ve bunu fazlasıyla başardı. Geçen sene kupadan elendiğimizde herkes Necati'den saf bir şekilde nefret ediyordu, hem bizi kupadan ettiği için hem de maçtaki ve gollerden sonraki tavırları için. Bu hislerin kolay kolay değişmesi mümkün değil.

Colin Kazım içinse ne yazılır ne çizilir gerçekten bilemiyorum. Bir elinde cımbız, bir elinde ayna adamın umurunda değil bu dünya. Bizde işi ne? Ne iş yapar? Parçalı forma yakışacak mı bu adama şimdi? Colin Kazım diyince Türkiye'ye ilk geldiği zamanki manitası geliyor aklıma sadece, şimdikinden daha güzeldi o. Başka ne denir ki bu futbol şaklabanına ?

Hani eskiden Fatih Akyel haberleri çıkardı arada, "yok canım o kadar da değil" falan derdik ya. Artık onu diyemiyoruz.

Neyse bu kadar da karamsarlığa kapılmamak lazım. Brezilya milli takımının sağ kanadının forma şansı bulamadığı, Bundesliga assist kralının kadro dışı kaldığı, geçen sene 40 maçta Liverpool'un sol beki olarak görev yapanın yedek kulübesinde umutla beklediği bir takımımız var. Servet Çetin, Mustafa Sarp, Gökhan Zan, Hakan Balta, Ayhan Akman, Barış Özbek, Ufuk Ceylan, Aykut Erçetin, Serdar Özkan gibi modern Türk futbolunun temel taşlarına sahibiz. Şanssızlıkların yakamızı bırakmadığı ilk sezondan sonra ikinci sezonu domine etmek için Necati ve Colin Kazım transferleriyle bu kadronun şahlanacağı aşikar. Çok yaşayın Adnan'lar, bizim nasıl aklımıza gelmemişti. Bu kadroya ilaveten defansa Bilica, ileriye Fatih Tekke bir de orta sahaya da Ceyhun'u falan alırsak tamamdır bu iş.

Simao Sabrosa mı Hugo Almeida mı, onlar da kim ? Colin Kazım geliyor bee.