siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2011 Pazartesi

"Yiyorsa counter'a gel"

Blogu tamamen futbol, tamamen sinema veya tamamen siyaset eksenine kaydırmaktan yana değilim ama hem Galatasaray olarak hem de ülke olarak öyle günler yaşıyoruz ki, insanın futbolun'un f'sinden bahsedesi gelmezken siyaset düşünmeden edemiyor.

Bugün hem İstanbul'da hem de Türkiye'nin çeşitli yerlerinde 22 Ağustos'ta yürürlüğe girecek internet sansürüne karşı tepki yürüyüşleri vardı. Bu protestolar ilk çıktığında 22 Mayıs ismi sürekli döndüğü için sağdan soldan duyduğum "15 Mayıs" tarihine pek fazla itibar etmemiş ve kendimi haftaya saklamıştım.


Tabiri caizse büyük saçmalamışım. Taksim muhteşem bir gün yaşadı bugün. Eylem için değil fakat Fransızca dersim için orada olup dersten çıkınca yürüyüşün tam ortasında kalmak gerçekten bugünün unutulmaz bir gün olmasını sağladı benim için. Yaratıcılıkta sınır tanımayan pankartlar ve sloganlar vardı, fakat Fransızca tayfası olarak favorimiz el emeği bir "Yiyorsa counter'a gel" pankartı oldu. Ne yazıkki resmini çekemedim!

O kadar genç, aydın ve güzel bir kitle vardı ki bugün insan ister istemez "acaba?" diye düşünmeden edemiyor. Acaba bir gün Türk genci uyanacak mı? 30 yılı aşkın süredir kendisini koyun gibi gütmeye çalışanların farkına varacak mı? Hakkının aramanın hakkı olduğunu görebilecek mi? Korkmadan, baskı görmeden gördüğü yanlışları haykıracak gücü ve cesareti kendinde bulabilecek mi?

Böyle günlerden sonra buna inancım artıyor. Daha geniş katılımlısı ve daha güzeli 22 Mayıs'a !

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Üniversite festivali resmi içeceği : Doğuş Çay

Bu yıl itibariyle üniversite (bahar festivali, gençlik festivali, şenlik falan diye de geçiyor) festivallerinde alkol satışı yasaklandı. Normalde pek fazla alkol tüketen birisi değilim ayrı mesele fakat böyle yasak olunca insanın daha bir canı çekiyor, yasak elma hikayesinde olduğu gibi.

18 yaş 24 yaş tartışılır belki orası ayrı konu ama üniversite festivalinde alkol satışı yasaklanacak noktaya geldiysek bu ülkede bazı şeyler gerçekten yolunda gitmiyor. Nerede yasakçı bir zihniyet varsa orada da pratik çözüm vardır mantığı neyse ki halen geçerliliğini koruyor, millet ya önceden içip geliyor ya da çantasının köşesinde orasında burasında bir iki şişe bir şey sokmaya çalışıyor. Sayın başbakan youtube yasağıyla ilgili "Ben girebiliyorum, isteyen bir yolunu bulup girer" minvalinde bir laf etmişti zamanında, heralde alkol olayı sorulsa yine benzer bir tepkiyle karşımıza çıkacaktır. Kendi yasaklaktırttığı şeyi yapabilmek için canbazlık yapan ve bunu açıkça halkına itiraf edip üstüne bir de tavsiye eden bir ülke lideri ancak bizim ülkemizde olur heralde. E madem öyle niye yasaklattırdın o zaman?


Neyse konumuza geri dönelim. Bu yıl festival resmi içeceğimiz çay ve yanında tabi ki püskevit. Bir "bira cips" ikilisinin yerini tutması güç belki ama mütevazı kadrosuyla Süper Lig'de tutunmaya çalışan takım misali elinden geldiğince mücadele ediyor bu ikili. Nice mutlu çaylı püskevitli üniversite festivallerine!

"Abi geçen gün üç arkadaş iki büyük çay bitirdik, ne ortam vardı bir görsen..."

7 Mart 2011 Pazartesi

Çarşı hani solcuydu abi?


Tribünlere siyaset girsin mi girmesin mi o ayrı konu, fakat solcu geçinen bir tribün grubunun bu yukarıdaki pankartı açmasının akla mantığa sığar yanı yok kimse kusura bakmasın. Belli bir zamana kadar Beşiktaş tribünlerinin siyasi duruşunun samimiyetine inanırdım, 2005 senesinde Kadıköy deplasmanına giderken taksi parçalama olayından beri ona da inanmıyor ve devamındaki siyasi/güncel olaya gönderme yapan her pankarta veyahut eyleme şüpheci gözle yaklaşıyordum ama bu son nokta olmuş hakikaten.

Yanlış anlaşılmasın, kimsenin siyasi görüşüne karışma niyetim yok. Herkes kendi içinde vefat etmiş bir insanla ilgili ne isterse düşünebilir, hiç umurumda değil; ama solcu geçinen, ismine anarşi sembolünü koyan bir grubun tüm Türkiye'nin gözünü çevirdiği bir maçta böyle bir pankart açması komedinin önde gideni. Bu herkesi kucaklama, herkese sempatik gözükme sevdası nedir, anlayamadım gitti.

1 Mart 2011 Salı

Badem gözlü Erbakan

Necmettin Erbakan öldü, Allah rahmet eylesin. Gazetelerde son bir iki gündür öyle şeyler okuyorum ki aklım almıyor gerçekten. Utanmasalar "cumhuriyetimizin yılmaz bekçisini kaybettik" yazacaklar, o derece. Kılıçdaroğlu'ndan Baykal'a ve neredeyse tüm medya kurumlarına kadar her kesimden "Türk siyasetinin değerli ismi" vb ifadeler geliyor.

Yaşı 20'den ufak olanları anlayabilirim, ilk bakışta Necmettin Erbakan 1990'lı yılları bebek olarak geçirmiş insanlar için sempatik bir yaşlı adam gibi gelebilir, aynen bize gerçek yüzünü öğrenene kadar Kenan Evren'in geldiği gibi. Ama işin aslı o değil arkadaşlar. Necmettin Erbakan bu ülkenin üzerine en karanlık örümcek ağlarını örmeye çalıştı. Atatürk'ün frakla çıktığı Çankaya köşküne onun döneminde cüppeli sarıklı insanlar doluştu. Türkiye'de ilk defa insanlar yüksek sesli bir şekilde "şeriat" kelimesini telaffuz etme cesaretini buldular.

Ölmüş insanın arkasından konuşmak hoş değil belki, ama öldü diye yaşarken yaptığı şeyleri unutmak samimiyetsizliğinden daha iyidir en azından.

13 Şubat 2011 Pazar

Gerçekten lüzum var mı?


Bu ülkede samimiyetin, dürüstlüğün sesi olmak iddiasıyla siyasete soyunan bir insan bunu yaparsa diğerleri ne yapsın? Yani bu gittiği her şehirde atkı takma olayı kadar samimiyetsiz bulduğum hiç bir şey yok, eskiden Cem Uzan, Tayyip Erdoğan falan yapıyor normal diyorduk ama olmuyor be sevgili Kılıçdaroğlu. Saçmalığın daniskası bu, hepsini geçtim iki takımı birden takmış, ben Adanaspor'lu olsam inadına oy vermem benim atkı niye altta kaldı diye. Madem illa atkı takacaksın, dostluk maçı atkısı hesabı bir ucu Adanaspor'lu bir ucu Demirspor'lu bir atkı yaptır ne şiş yansın ne kebap. Sahtekar, iki yüzlü diye eleştirdiğin adamın yaptığı her şeyi yapmak ne kadar samimi?

Bu resim ister istemez efsane zaytung haberini akıllara getiriyor: "Ankara mitinginde Ankaragücü, Gençlerbirliği, Telekomspor, Etimesgut Şekerspor, Asaşspor ve Ankara Demirspor kaşkollarını aynı anda takan Kemal Kılıçdaroğlu, havale geçirdi... "

Adanademirspor atkısı güzelmiş yalnız.

11 Şubat 2011 Cuma

Mübarek gün !

Hüsnü Mübarek istifa etti. Darısı bilinçlenmeyi bekleyen, tüm ezilmiş halkların başına ! Gelen gideni aratmaz inşallah.

27 Ocak 2011 Perşembe

Z

Tesadüfen mi öyle denk geldi bilmiyorum, ama yakın zamanda epey siyasi içerikli film izlediğimi farkettim. En etkileyicisini en sona saklamışım diyip, bir süre ara vereceğim bu türe.

1969 yapımı "Z", Yunan yönetmen Costa Gavras'ın filmi. Filmde, 1960'lı yıllarda aynen ülkemizde olduğu gibi sağ-sol çekişmelerinin yer aldığı Yunanistan'da, barış yanlısı liberal demokrat Grigoris Lambrakis'in öldürülüşü, ve cinayetten sonra bir takım güçler tarafından (acaba hangi kurumlar) olayın üstünün kapatılmaya çalışılması, ve cesur bir savcının olayı aydınlatma mücadelesi anlatılıyor.

Teknik taktik detayına girmeyeceğim, inanılmaz etkileyici bir film. Filmde anlatılan olayların tamamı gerçek. Zaten açılış sahnesinin sonunda "Filmde gösterilen olayların, ölmüş veya hayatta olan kişilerle olan benzerlikleri tesadüfi değildir. Tamamı kasıtlı olarak yapılmıştır." yazısını görünce filmin konsunu önceden bilmeme rağmen yine de bir an "n'oluyoruz" diyip ekran başında doğruldum.

Komşumuz Yunanistan'da olup biten olaylarla, yakın dönem Türkiye tarihiyle ilgili inanılmaz benzerlikler görmek ciddi şekilde düşündürücü bir olay. Neyse ne olur ne olmaz, tesadüftür herhalde diyip fazla kafa yormayalım gece gece.

Bir kez daha söyleyeyim, çok ama çok etkileyici bir film. Kaçırmayın derim.



******* Spoiler olarak biraz ek bilgi vereyim. *******

Gerçekte de filmde olduğu gibi savcı olayı çözüyor, ve hükümet-polis-sağ üçgenini (bir yerden tanıdık geliyor mu?) deşifre etmeyi başarıyor. Fakat "kimi kimi şikayet ediyorsun" dercesine olayda parmağı olan herkes komik cezalarla yırtarken; olayın şahitleri araba kazalarıyla, camdan düşmelerle hayatlarını kaybediyorlar. Bu olayların devamında 1967 yılında Yunanistan'da ordu hükümete el koyuyor, ve 1974'deki Kıbrıs çıkartmasına kadar görevde kalıyor. Görevde kaldığı sürece halkının canına ezan okumayı da ihmal etmiyor tabi ki. Ordunun görevde olduğu sürede yasakladığı muhteşem bir liste var, bunun için filmin sonuna bakınız. Filmin isminin manası da filmin en sonunda izleyiciye açıklanıyor.

Z !

22 Ocak 2011 Cumartesi

Meydanlarda görmek istediğimiz hareketler

Bugün Taksim'de geçtiğimiz hafta yaşanan ıslık olayları ve sonrasında gerçekleşen beyanatların protesto edildiği bir yürüyüş vardı. Şansa o saatlerde Taksim'deydim, kalabalığı inceleme şansı buldum. Çoğunluk gençlerden oluşuyordu, ama genci yaşlısı kadını erkeği her kesimden insan ve görebildiğim kadarıyla bir çok takımdan taraftar vardı. Genelde bu tip görüntüleri tribünlerden önemli birinin cenazesinde görürüz (Optik, Alpaslan abi, Karşıyakalı Özgür, vs) ama bu tip bir organizasyonda görmek de güzeldi. Yıllardır düşünürüm, tribünlerin kafa adamları birlikte Hacca giderken niye kafa tayfalar bir arada ortak sorunlarla (emniyet, medya, vs) ilgili bir harekette tek vücüt olup bir eylemde bulunmazlar diye çok düşünmüşümdür. Örnek vermek gerekirse İtalya'da fırsatını bulsa birbirini bir kaşık suda boğacak tribünlerin emniyete karşı çokça birlikte yürümüşlüğü, olay yapmışlığı vardır. Bugünkü yürüyüşün kafa tayfalar bazında olmadığını, zaten öyle olsa bu sosyal içerikte olmayacağını da gayet iyi biliyorum, ama yine de bir takım şeylere ön ayak olmasını diliyorum tüm samimiyetimle.


Biraz konu dışı olacak ama özelllikle 1980 sonrası Türk gençliğini bilinçli bir şekilde siyasetten uzak tutma ve koyun gibi yetiştirme politikasının ürünü olmayan, sorgulayan ve sorunlarını eyleme dökebilen bilinçli bir nesil yetişiyor gözlemleyebildiğim kadarıyla. Düşünen ve sorgulayan bir halktan öcü gibi korkanlar umarım bu nesile de baltayı vurmazlar.

21 Ocak 2011 Cuma

Kırmızı !



Uykusuz yazar-çizerlerine selam olsun buradan, inanılmaz bir şey olmuş. Yaratıcılık güzel şey.

16 Ocak 2011 Pazar

Binlerce kendini bilmezin yaptığını bütün bir camiaya mal edemeyiz

Dün akşam stadın teknik analiz kısmına girmiştim, bugün de kendimce dünkü kopan kıyametten biraz bahsetmek istiyorum.

Öncelikle dün Erdoğan'ın yuhalanmasıyla ilgili yapılan "nankörlük" suçlaması kadar saçma ve mesnetsiz bir durum olamaz. Tayyip Erdoğan'ın bu stadın bitmesinde payı olduğu doğru mu, evet doğru. Peki bunu babasının hayrına mı yaptı? Yüreği Galatasaray sevgisiyle çarptığı için mi yaptı? Gerçekten bir spor aşığı olduğu için, Türk sporunun ve Türk milletinin geleceğini ve bekasını her şeyin üzerinde tuttuğu için mi yaptı? Bu hikayelerle kimseyi kandıramaz gibi geliyor değil mi? Aziz Nesin'i burdan bir kez daha saygıyla anıyorum.

Neymiş, "başbakan stadla ilgili teşekkür edilecek tek insanmış", "çok büyük emekleri varmış", "kaç kez durma noktasına gelmişken bitmesi için elinden geleni yapmış", şuymuş buymuş. Eh be kardeşim, niye yapmış peki bir oturup düşündünüz mü? Galatasaray Spor Klübü cebinden "Bir Allah Kuruş" (bu da ilahi para birimi falan heralde) çıkmadan sahip olduğu bu stadyum karşılında devlete ne verdi? Veya vatandaşını soyma konusunda bile ordinaryüs olmuş bir devlet bu anlaşmayı nasıl ve niçin kabul etti, dört elle sarıldı? Galatasaray, İstanbul'un tam tabiriyle göbeğindeki kullanım hakkına sahip olduğu araziden vazgeçmedi mi, Toki bu araziyi alıp satmadı mı? Neyin emeğinden, neyin teşekküründen bahsediyorsunuz beyler? Evet Galatasaray'ın kasasından Bir Allah Kuruşu (bugün Allah Lirası/Euro paritesinde hareketli saatler yaşandı...) çıkmadı, ama Ali Sami Yen'in arazi hakkının satışından kimler kimler ne paralar kazandı, kimbilir. O yüzden hiç kimse çıkıp nankörlük hikayeleri anlatmasın. Camiamız bir çok konuda eşi bulunmaz nankörlük örneklerine imza atmıştır bugüne kadar o ayrı konu, ama dün geceki yaşananların nankörlükle alakası yoktu.

Olası bir eleştiri sadece stadlarda siyaset sokulup sokulmamasıyla ilgili olabilir, çünkü dünkü yuhalama ve ıslıklama tamamen siyasi bir tavırdı. Şahsi görüşüm, üniversitelerde, kahvehanelerde, bakkalda, berberde, yolda, orda, burda kısacası hayatın her alanında olan (veya olması gereken) siyasetin stadlarda da yer alabilmesi. "Abi maç izlemeye geldik, ne alakası var siyasetin şimdi" diye düşünenler olabilir, ama benim görüşüme göre "maç izleme" yeri evin salonudur.

"Yok abi ben siyaset spora karışsın istemiyorum" diyen insanların Livorno veya Lazio tribünlerine hayranlık beslerken yakalanmaları bir tuhaf oluyor ama, baştan söylemesi. Bunun dışında nasıl din ve devlet işleri birbirinden ayrı durması gerekiyorsa içtenlikle sporun ve siyasetin de birbirinden ayrı tutulması gerektiğini düşünen ve samimi bir şekilde bunu hayatında uygulayan, özü sözü bir arkadaşlar varsa fikirlerine katılmamakla beraber onlara saygım sonsuz.

Toki başkanı mıdır nedir o sıfatsızla ilgili ise pek fazla söylenecek bir şey yok. Benim armasına, renklerine gönül verdiğim takım diye demiyorum ama, iyi kötü Türkiye standartlarına göre koskocaman bir Galatasaray'ı resmen itin g.tüne soktu. Bu konuyla ilgili en güzel şeyleri, tribünderginin "EfsaneMaraton" nickli Fenerbahçe'li kullanıcısı söylemiş. Özellikle son iki paragrafını okurken tüylerim diken diken oldu. Sevdalarımız bambaşka olsa da "tribüncü" ne kadar Fenerbahçe'li varsa başımın üstlerinde yerleri var, bunu her zaman söylerim bir kez daha vesile olsun.

Ve geldik sana. Belki "bu hengamede sıra bana gelmez" diye düşünüyordun ama seni en sona saklamıştım. Lanet olsun sana verdiğim oylara, senin için bağırdığım tezahüratlara, senin başkan olman için beklediğim yıllara. Galatasaray'ı daha ne kadar yerin dibine batırabilir acaba diye düşünürken, her yeni gün daha kötüsünü başarabiliyorsun. Toki başkanı denen cibiliyetsizin söylediklerine cevap vermeye tenezzül etmek bir yana; yuhalayanları fişlemek, köpekler gibi özür dilemek (tüm köpekleri tenzih ederek söylüyorum) peşindesin. Yapılan küçük-büyük her türlü olumsuzluk karşısında basma kalıp gibi "bunu yapanlar bizden olamaz", "gereğini yapacağız", "bunu yapanlar Galatasaray'lı değil" söylemlerini yapıştırıyorsun (ctrl+v). Dün stadda 16.000 civarı kombine sahibi, 15.000 civarı davetli, 5.000'e yakın da protokol vardı. Peki bunlar Galatasaray'lı değilse kim bu insanlar? Ben mi yanlış duydum? Stadın %70-80ine yakını yuhalamadı mı başbakanın ismi anons edildiğinde? Bir Türkiye klasiği olarak bir kaç kendini bilmezin yaptığını bütün bir camiaya mal edemeyiz tabi ki ama binlerce kendini bilmezin yaptığını neremize sokacağız?

Neyse madem yakalandık itiraf edelim, uzatmanın manası yok. Evet biz aslında yıllardır bu olaya hazırlanan, münferit Fenerbahçeliler grubuyuz. Totalde 14000 kombine aldık, ve çok sağlam bir çok Galatasaraylı'nın bile başaramadığı bir işi başararak bir şekilde Galatasaray kongresinin içine 4000 üyeyle sızdık. Dün de yapacağımızı yaptık, başbakanla aranızı bozduk şimdi çekildik kenara, aldık elimize çekirdeğimizi, çıtlata çıtlata izliyoruz cümbüşü.

Bu mudur yani?

Zamanında az daha CHP'den İstanbul belediye başkanı oluyordun, bugün her Türk vatandaşının en doğal hakkı olan "protesto etmek" eylemini gerçekleştirdikleri için insanların kombinelerini iptal etmek peşindesin. Etsene hakkaten, 10.000 kombineyi iptal etsene, 5.000 üyeyi de Galatasaray'dan kongresinden attırsana. Bunların hiç birine çapının yetmeyeceğini bile bile sırf "başbakanın gözüne gireyim", "aman daha fazla kızmasın", "hem ya bize stadın kullanım hakkını vermezse baksana daha imzaları atmamışız", korkusuyla boş boş konuşuyorsun. Aslında bu halinden tavrından bir bakıma memnunum, çünkü her geçen gün kendi kuyunu biraz daha derin kazıyor, kendi uçurumuna doğru hızlanarak koşuyorsun.

Şaka bir yana sayın başbakanım, bu kadar konuştuk ettik ama hazır daha o imzalar falan atılmamışken, siz alsanız bu stadı Kasımpaşa'ya falan verseniz biz de Ali Sami Yen'e geri dönsek olmaz mı? Bakın vallahi bugün siz dediniz diye demiyorum, dün akşam da dile getirmiştim. Olmaz mı?